ACAYİP BİR DESTAN



Ne sen, ne ben nede başka birisi daha dünyada yokken dünyanın en ücra köşesinde bir köy vardı. Bu köyün üç tarafı dağlarla çevriliydi. Yakınlı uzaklı birçok şehir, kasaba ve köyler vardı. İnsanları mutluydu ama köyü yöneten çok kötü ve inatçı bir ağa vardı. Burhan Ağa derlerdi köylüler ona. Köyün ileri gelenlerinden Böcüoğlu dışında kimse sevmezdi bu ağayı.

Günlerden bir gün köye gelen takım elbiseli, yakışıklı, ince, uzun bir takım kişiler köylüye Burhan Ağa’nın nerde olduğunu sormuşlardı. Köylü meraklı bir şekilde bu kişilerin kim olduğunu öğrenmeye çalışırken birkaç kişi ağanın köşkünün olduğu tarafı gösterdiler. Meraklı bakışlar arasında köşke giren bu kişiler ağaya kendilerinin mühendis olduklarını ve uzun süredir üzerinde çalıştıkları proje için köyden belli bir toprağın kendilerine satılması gerektiğini söylediler. Bu konularda fazla bir bilgiye sahip olmayan Burhan Ağa bu teklifi düşüneceğini söyledi. O akşam kendisine göre çok daha bilgili olduğunu düşündüğü Böcüoğlu’nun yanına gitti ve ona durumu izah edip ne yapması gerektiğini sordu. Böcüoğlu:

-Ağam kendine gel eğer sen bu köyden mühendislere toprak satarsan kim bilir ne yaparlar. Senin köylün akıllanırsa biz ne yaparız nasıl başa çıkarız? Dedi. Bu konuda Böcüoğlu’na hak veren Burhan Ağa köylünün haberi olmadan bu teklifi kabul etmediğini söyledi. Ama köylü olayı çoktan öğrenmiş ve ağanın karşısına çıkacak cesaretleri olmadığı için susmuşlardı.

Aylar sonra halk tarlaya ektiği ekini toplamak için tarlaya gidecekken ağa bir haber saldı. Köydeki herkesin ağanın köşküne duvar yapmak için el birliğiyle işe koyulmalarını emrediyordu ağa. Köylülerden bazıları aman ağam etme eyleme ekin güneşe dayanamaz yanar sonra biz onları nasıl satarız dediysede Burhan Ağa’yı inadından vazgeçiremedi ve duvarı yapmaya mecbur kaldı. Duvar yapımı bittiğinde halk ekini topladı ama artık ekin vasat bir hal almıştı kimseye satamadılar. Köylülerin arasından bir iki kişi çıktı ve dedi ki:

-Arkadaşlar mademki ağa bize duvar yaptırıp ekinimizin ölmesine sebep oldu bizde bu ekinin hepsini ağaya satalım. Bu fikir köylünün çok hoşuna gitti ve nede olsa ekinden anlamayan ağaya yarı fiyatında altında sattılar ekini. Ama bilmedikleri bir şey vardı. Uzun süre ultraviyole ışınının etkisinde kalan ekinin DNA’sında yapısal bozukluklar meydana gelmişti. Hiçbir şeyden haberi olmayan ağa köylüyü kazıkladığı için, köylüde ekinden anlamayan ağayı kazıkladığı için gayet mutlu mesut yaşıyorlardı. Ama bir gün ağa görünmez oldu. Ne kahvelere iniyor, ne de köylüye zulüm edecek yeni bir duyuru yayınlıyordu. Uzun bir süre ortalıkta görünmeyen ağayı merak edenler artmaya başlayınca birkaç kişi ağanın köşküne gitmiş fakat geri dönmemişlerdi. Bir iki ay sonra köyün bilen kişilerinden oluşan bir grup, gece kahveye giderken karanlıkta bir karaltı gördü. Karaltı gittikçe kendilerine daha çok yaklaşmaya başladı ve sonunda seçilir hale geldi. O kişinin ağa olduğunu anladıklarında üstlerine doğru hamle yapmış ve onlardan birisini canlı canlı yemeye başladı. Evet ağa o DNA’sı değişmiş olan ekinlerden yiyince bir tür mutant olmuştu. Geri kalan ve canını zorla kurtarabilmiş olan Kara Mustafa Efe bir gün kadar düşündükten sonra Burhan Ağa’nın öldürülmesi gerektiğini düşündü ve bunu köyde sadece Deper isimli delikanlının yapabileceğine karar verdi. Derhal Deper’in evine gitti ve onunla bu mevzuyu konuştu. Deper bunu yapacağını ve köyünü bu beladan kurtaracağını söyledi. iki gece sonra Deper, ağanın köşkünün olduğu yerlerde gezmeye başladı. Deper’in varlığını hisseden Burhan Ağa ona doğru koşmaya başladı. Deper hızla kaçarken karanlık bir sokağa girdi ve belindeki silahı çekti. Bütün şarjörü Burhan Ağa’nın üstüne boşalttı. Fakat koştuğu için hiç birini isabet ettiremedi. Elini cebine attı ve cebinde bulunan gümüş kurşunu çıkarttı. Gümüş kurşunu silahına koymaya çalışırken bir an ayağı takıldı ve kendini yerde buldu.

Üzerine gelen Burhan Ağa’nın sesini duydu ve yere düşürdüğü gümüş kurşunu eliyle aramaya başladı. Topallayarak ona doğru koşan Burhan Ağayı görünce bir an onu ayağından vurduğunu gördü ve ne kadar acı çektiğini düşündü. Bu düşünceler arasında yere düşürdüğü gümüş kurşunu buldu ve silahına takmaya çalıştı. Sonunda gümüş kurşunu silaha taktı, şarjörü yuvasına yerleştirdi ve silahı Burhan Ağa’nın göğsüne doğrulttu. Fakat son anda ayağının topal olduğu düşüncesi aklına geldi ve eğer öldüremezse kendisinin öleceği farkına vardı. Bu nedenle silahı yukarı kaldırdı ve iki kaşının ortasına nişan aldı. Tam tetiğe dokunacakken odanın kapısı açıldı ve içeriye bir ışık hüzmesi düştü. Kapının tam ortasında duran adamı tanıyordu. Bu O’ydu. Gelen babasıydı.

-“Yeter ulan artık kalk şu bilgisayarın başından, kapat o oyunu da yat bakayım, yarın okulun var.” Dedi. Ekrana baktığında Burhan Ağa Deper’i öldürmüş ve oyunu kaydetmediği için bölüm en baştan başalmıştı. Neyse artık yarın gelince tekrar oynarım diye düşünerek yatağa girdi ve yattı.

Yazarın adı bulunamamıştır.

Yorumunuzu bırakın