Ahmet Muhip DIRANAS

RESMİ HAYATI

Kaynaklar Ahmet Muhip 1909 yılında Sinop’un Salı köyünde doğduğunu belirtir. Eşi Munire Ülker Dıranas’ın ifadesine göre Ahmet Muhip 1908’de İstanbul’da dünyaya gelmiştir.

Şairin babası Galip Efendi Sinop’un Erfelek kazasına bağlı Salı Köyündendir.

Şairin annesi Seniha Hanım İstanbul’ludur. Seniha Hanım okuma yazması olan hanımefendi bir kadındır. Senihe hanımın bu evlilikten Ahmet Muhip ve Fehime adlı iki çocuğu dünyaya gelmiştir.

Şairin babası Galip Efendi Sinop’un Erfelek kazasına bağlı Salı köyündendir. İstanbul’da itfaiye teşkilatında çalışmış, askerliğinden sonra da ordudan ayrılmamıştır. İriyarı Galip Efendi İstanbullu Seniha Hanım’la evlenmiş, bu evlilik sonucu Ahmet Muhip 1909 yılında İstanbul’da doğmuştur.

Dokuz yaşında Sinop’a gelen şair, burada ilkokula başlamış, yazları da baba köyü dediği Salı köyüne gidip orada çobanlık yapmıştır. Salı köyü tabii güzelliklerle dolu bir orman köyüdür.”Yaz kış yemyeşil ormanı, berrak akarsuları ile pek güzel ve şirin bir köydü. Tabiat burasını en güzel renkleri ve manzaraları ile süslemişti.” Diyen Dıranas’ın şair olmasının ve tabiata karşı duyduğu aşırı sevginin sebeplerini o köyün büyüleyici güzelliklerinde aramak gerekir.

Küçük yaşta geldiği bu köyde dünyaya ve hayata ait ilk intibaları teşekkül eder. İlk tabiat sevgisini Salı köyünden alan şair, san’atında önemli bir yer tutan tabiatın, beyninde negatiflerini hep bu köyde oluşturur. Şairin Sinop’taki üç yıllık ilkokul hayatı oldukça hareketli fakat savaş yılları sebebiyle yoksulluklar içinde geçer Dıranas’ın gerek İstanbul’daki gerekse Sinop’taki çocukluk yılları hep yokluklar ve sıkıntılar içinde geçmiştir. Ayrıca bu çocukluk yıllarının düzenli bir aile içinde geçmemesi, şahsiyetinde etkili olan, dikkat edilmesi gereken bir husustur. Şairin ilk çocukluk yıllarında babasından ayrı kalması, ailesinin tam, düzenli bir aile olmaması onun ilkokula geç gitmesine ve aşırı derecede annesine düşkün olmasına sebep olmuştur.

Dıranas Sinop’taki ilkokul günlerinde Numan Bey isimli hocasının etkisinde kalır ve şiirle, dille ilgilenmeye daha o günlerde başlar. 1922-23 yıllarında Dıranas’ın ailesi Ankara’ya taşınır. Baba Galip Efendi silah tamir edilen askeri fabrikada usta olarak çalışmaktadır. Dıranaslar burada, Hamamönü’nde küçük bir evde otururlar. Şair yarım kalan ilköğrenimine Ankara’da Taşmektep’te devam eder, ilkokulun dördüncü sınıfına kaydolur. Dıranas’ın Hamamönü ve Üstcebeci’deki çocukluk günleri de hareketli fakat sıkıntılar içinde geçmiştir. Ahmet Muhip ortaokulu ve liseyi Ankara lisesinde tamamlamıştır. İlk şiir denemelerini de ortaokulun son sınıfındayken yapmaya başlar.

Dıranas’ın sanatında çocukluk yıllarının büyük etkisi olmuştur. Çocukluk yıllarında ailesinin durumu, İstanbul, Sinop, Ankara gibi çeşitli çevreler ve bu çevrelere ait fiziki dış yapı, şairin dünyasının temellerini atan mekanlar olmuştur. Tabiata yönelme, çocukluğunda çektiği sıkıntılar gelecekteki şiirinin, sanatının ipuçlarını taşır. Hatta şiire, tabiata ve sanata yönelme, bu çocukluk yıllarının sıkıntılarının ve değişken çevrelerin sonucudur da denebilir.

Ahmet Muhip Dıranısı şiirin yazıldığı tarihler 1926-27 yıllarıdır. Dıranas’ın ilk şiiri “Bir Kadına” Milli Mecmua’da 15 Eylül 1926 tarihinde yayınlanmıştır. Daha sonra İstanbul’a giden şairin orada Uyanış dergisinde hikayesi de yayınlanır. Ayrıca Dıranas’ın Uyanış Dergisinde “Muhip Atalay” imzası ile bir dizi şiirleri de yayınlanmıştır. Ancak şairin “benim şiirlerim” dediği “Serenad” gibi şiirleri ise zamanın Avrupai sayılabilecek dergilerinden olan Ahmet Hamdi ve Ahmet Kutsi’nin Ankara’da çıkardıkları “Görüş” adlı dergide yayınlanmıştır. Bu yıllarda liseyi bitiren Dıranas iki yıl kadar Ankara Hukuk Fakültesi’ne devam etmiş, fakat mizacına uygun bulmadığı bu tahsili terk etmiştir.

Şair, bu arada, İstanbul Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümüne devam etmiş ve Prof. Reinbach’ın talebesi olmuştur. Ayrıca felsefe tahsili sırasında Güzel Sanatkar Akademisi Kütüphane Müdürlüğü, daha sonra Dolmabahçe Resim ve Heykel Müzesi Müdür yardımcılığı görevlerinde bulunmuştur.

İstanbul’a geçmeden önce Ankara’da bir ara 1930-32 yıllarında Hâkimiyet-i Milliyet’de gazetecilik yapan şairin, ilk sayısından itibaren Varlık’ta, Çığır, Kültür Haftası, Ağaç, Yücel, Gündüz gibi edebi dergilerde, “Kargalar, Şehrin Üstünden Geçen Bulutlar, selâm Fahriye Abla, Darağacı, Ayaklar ve Kezban” gibi şiirleri neşredilmiştir.

Yine bu sıralarda Fransız edebiyatının inceleyecek kadar Fransızcasını da ilerleten Dıranas Fransız edebiyatı vasıtasıyla Rus ve dünya edebiyatı hakkında geniş bilgi sahibi olmuştur. Ancak Dıranas İstanbul’da başladığı felsefe tahsilini de tamamlayamamış 1938 yılında Ankara’ya dönmüştür.

Ahmet Muhip Dıranas çocukluğundan beri çok yer değiştirmiş, çok okul ve çevre değiştirmiş; hem çalışmış hem okumuş, hiçbir okulda ve işte karar kılmamıştır. Ailesinin bir tarafının Ankara’da bir tarafının da İstanbul’da bulunması ona her iki büyük şehir çevresinden –biri yeni kurulmuş ve gelişmenin sembolü Ankara, diğeri eski kültürümüzün kaynağının ve devamının sembolü İstanbul –istifade etme imkanını sağlamıştır. Bu değişik yerler ve kişilerle beraber olabilme imkanı şaire değişik bir kişilik, sanatına gelişme, çok renklilik, derinlik ve genişlik imkanları kazandırmıştır. Ankara’ya döndükten sonra 1940 yılında Münire Hanım’la evlenen Dıranas 1942 yılına kadar Halkevleri için yapılan kültür ve sanat yayınlarını yönetmiş ve bu yayınların gelişmesinde, özellikle kültür ve sanat resim sanatı – politikamıza büyük katkıları olmuştur. Bu tarihlerde yine “Oluş, Yücel, Varlık” dergilerinde şiirler ve edebi makaleler neşretmiştir.

1942 yılından 1944 yılına kadar Ağrı’nın Sürbehan köyünde askerlik yapa, şair,bu yıllar arasında çevresindeki köylülerle, o yöre insanlarının yaşayışlarıyla yakından ilgilenmiş, Doğu Anadolu’yu ve insanının yakından tanıma fırsatını bulmuştur. Şair askerlik yaptığı müddet içinde sanatla ilişkisini devam ettirmiş ve vatani görevi sırasında Doğu Beyazıt’tan özellikle şiir sanatının doruklarından sayılan “Ağrı” ve “Bu Köyün Bir Garip Kişisi” isimli şiirleri, “Gölgeler” adlı piyesiyle dönmüştür.

1946 yılında Çocuk Esirgeme Kurumu Neşriyat Müdürü olan Dıranas, bu sıralarda “Varlık, Ülkü, Sanat ve Edebiyat Gazetesi ve Yaprak” gibi dergilerde şiirler neşretmiştir. 1847 yılında “Gölgeler” piyesi Sanat ve Edebiyat Gazetesi’nde tefrika edilmiş, yine aynı yıllarda “O Böyle İstemezdi” adlı tiyatro eserini de bitirmiştir.

1949 yılı 1 Mayısından itibaren sanat hayatına, özellikle şiire ara veren şair “Zafer Gazetesi”nde günlük yazılara yazmaya başlamıştır. 1949 yılı şairin hayatında bir değişim ve dönüm yılı olmuş, şair Dıranas yazılarıyla memleketimizde hürriyet ve demokrasinin yerleşmesi mücadelesine soyunmuştur. Ayrıca yine 1949 yılından itibaren kısmen politikaya giren şair, ilerde milletvekili adayı olarak tamamen politikaya atılmıştır. Politikaya soyunan şair bu yıldan itibaren, “Osman Binbaşı” şiirinin Şadırvan Dergisinde 2 Eylül 1949 yılında yayınlanmasından itibaren, sekiz sene bir tek şiir yazmamıştır. Şiirlerinde onarıcı olan, fazilet, disiplin ve birliğin sağlanmasını öngören şair, mısralarına siyaset ve ideolojiyi sokmama prensibini bozmamıştır.

Gerçekten Dıranas, Zafer Gazetesi’nde günlük yazılar yazmaya başladıktan sonra memleket meseleleriyle yakından ilgilenen, demokrasinin yerleşmesine ve memleketimizin demokrasinin nimetlerinden faydalanmasına çalışan bir fikir adamı olara karşımıza çıkar.

Şair, 1949 yılından sonra sanatkâr mizaçlı bir gazeteci kişiliğiyle de karşımıza çıkar. Gerçekten Dıranas’da 1949 yılından sonra, sanat disiplini almış, gerçek sanatkâr bir kişinin hayata, olaylara ve siyasi durumlara bakışta, çok disiplinli, hassas, objektif, makûl ve makbul tenkitler yapan bir fikir adamı hüviyetini görürüz.

Gazetecilik yıllarında özgeçmişi hakkında değerlendirmeler yapan, bilgiler veren gazeteci şair, daha çocukluk yıllarından itibaren, bir sanat ve fikir adamı olma gayreti içinde olduğunu ifade eder. 1949 yılından sonra Dıranas’ın sanattan, eski velûd durumundan ayrıldığını görürüz.artık şiiri bırakmıştır. Bu yıldan sonra, denilebilir ki, Dıranas bir daha tamamen şiire dönememiştir. Şairin şiiri bırakmasının en önemli sebebi toplumun sanat ve fikir adamına karşı giderek azalan ve yok olmaya yüz tutan ilgisidir. Dıranas, Zafer Gazetesi’nde başladığı köşe yazarlığından, 1950 seçimlerinde Sinop’tan Demokrat Parti’nin milletvekili adayı olduğu için geçici bir müddet ayrılır. Seçimlerde kazanamayınca tekrar gazeteye döner. Uzun süren ayrılıktan sonra köşesine dönmenin memnuniyetini, seçimdeki başarısızlığının üzüntüsünü dile getirdikten sonra azminin daha da arttığını belirtir.

“Yanık yanık”, söyleyecek çok şeyleri olduğun belirten Dıranas, söyleyeceklerini tamamlamadan Zafer Gazetesi’nden ayrılmış ve Çocuk Esirgeme Kurumu Başkanlığına getirilmiştir. Bu görevinden sonra 1960’lı yıllara kadar il genel meclisi, belediye meclisi üyelikleri, Anadolu Ajansı idare meclisi başkanlığı ve Devlet tiyatroları Edebi Heyet Başkanlığı gibi çeşitli görevlerde bulunmuştur. Bu arada Avrupa’nın çeşitli memleketlerine seyahatler yapmış olan Dıranas, Avrupa kültür ve sanatı ile yakından temas imkanlarını bulmuştur. 1956 yılında merkezi İsviçre’de bulunan Milletlerarası Çocuk koruma Birliği’nin altı yıl süreli icra komitesine seçilmiştir. 1958, 1965 milletvekili seçimlerinde Sinop’tan adaylığını koymuşsa da seçilememiştir.

Giderek ekonomik sıkıntılar içine düşen şair, uzun bir süre işsiz kalmış, şiirlerinde de belirttiği gibi, Türkiye’deki iç çatışmaların derin ızdırabını duymuştur. Hisar’da yayınlanan “Testi” adlı şiiri üzerine, bazı dostlarının yardımıyla Türkiye İş Bankası yönetim kurulu üyeliğine getirilmiştir. (1964). 1964 yılından itibaren şiirlerini Hisar mecmuasında yayınlayan şair, bu arada, yeniden gözden geçirerek, şiirlerini ve tiyatrolarını, bütün yazılarının telif haklarını teslim ettiği İş Bankası Kültür Yayınları arasında yayınlamıştır.

1970’li yılları da çeşitli ekonomik sıkıntılar içinde geçiren şair, bir ara Türk Ticaret Bankası yönetim kurulu üyeliği de yapmıştır. 21 Haziran 1980’de öldüğü zaman Devlet tiyatroları Edebi Kurul üyesi idi. Şairin mezarı Sinop’tadır.

Yorumunuzu bırakın