Atatürkün evrensel kişiliği

Mustafa Kemal ATATÜRK,

Avrupa uygarlığının belle epoque güzel çağında dünyaya geldi. On dokuzuncu yüzyılın son on yıllarında, Avrupa ülkeleri ve okyanus aşırı uzantıları, barışı yaşıyordu ve gücünü, bilgisini zenginliğini artırmaya koyulmuştu.

Fransa 1870 yılında aldığı Almanya yenilgisinin, Amerika ise iç savaşın izlerini silmişti. Almanya günden güne zenginleşip güçleniyordu. Avusturya-Macaristan özenle yapılandırılmış bir barış sığınağıydı. Rusya 1878 yılında Osmanlı İmparatorluğunu yenilgiye uğrattıktan sonra ekonomik değişimler yaşamaya ve Asya’daki gücünü genişletmeye başlamıştı. Britanya barış, düzen ve ilerlemenin yararlarını İmparatorluğun her yanına yaymaktaydı. Batıya kapılarını açan Japonya endüstriyel ve askeri gücünün temellerini atmak için Batıdan aldığı bilgileri uygulamaya başlamıştı. Avrupalı ve onların giderek artan sayıda Amerikalı kuzenleri olan kamu görevlileri, iş adamları, mühendisler, bilim adamları, doktorlar, ticaret, inşaat ve öğretim yapıyorlardı. Avrupa dünyayı yönetiyor ve dönüştürüyordu. Çabalarının semeresini hem topluyor hem de dağıtıyordu. Ama aynı zamanda kurbanlar da yaratıyordu.
Atatürk tarihteki yerini ülkesinin işgaline ve bölünmesine karşı Anadolu’nun halkının direnişini başarıyla yöneterek kazandı. Bu mücadelenin hazırlanma, planlanma ve uygulanmasında başka bir çokları da rol aldı. Ama 1919 Erzurum Kongresinin başkanı seçildiği günden, 1923’te Lozan Konferansında Türk direnişinin zaferi bütün dünya tarafından tanınıncaya dek, Türk Milliyetçiliğinin askeri güçlerine Atatürk önderlik etti.
İkinci temel başarısı ise, ülkesinin daha önce hiç bilmediği barış ve huzuru getirmesidir. Onun yerinde başkaları olsaydı ne yapardı bilinmez.
Anadolu halkı savaş nedeniyle yoksullaşmış, hastalıklarla kırılmıştı. Temel becerilerden yoksundu. İletişim sistemi ilkeldi. Bir daha savaş yaşanmaması ve gerek sıtma gerekse diğer salgın hastalıkların önlenmesi için ciddi çabalar gösterildi.
Mustafa Kemal Atatürk 20. Yüzyılın en önemli devlet adamlarından biridir. Günümüzde, Adriyatik kıyılarıyla Çin arasında, Hindistan yarımadasının kuzeyi ile Rusya’nın güneyi arasındaki geniş Avrasya topraklarında yer alan en güçlü devlet olan Türkiye Cumhuriyetini kurmuş ve şekillendirmiştir. Komşu ülkelerin tarihini de etkilemiştir. Yabancılar tarafından yönetilen toplumlara, dünyanın geri kalanıyla kurulacak bir dostluk içinde Ulusal Bağımsızlığı kazanmanın yolunu göstermiştir.
Atatürk radikal bir çağdaşlaştırıcı ve batılılaştırıcıdır. Ülkesini, dünyanın en zengin ülkeleriyle aynı düzeye getirmek için Batı yöntemlerini ithal etmiştir. Çünkü, zengin ülkelerin büyük çoğunluğu Batıda bulunmaktaydı. Ama onun hedefi taklitçilik değil, evrensel bir uygarlığa katılmaktı; Avrupa’nın aydınlanma çağı düşünürleri gibi dine ve dinin neden olduğu ayrımcılığa karşın insanlığın ileriye doğru gitmekte olduğunu görmüştü. Gerçek bir bağımsızlık mücadelesinin, herkesi kapsayan laik bir ilerleme ilkesi adına, her ulus tarafından kendisi için yapılması ve böylece gelişmiş ülkelere karşı düşmanlığa yer bırakılmaması gerektiğine inanıyordu.
Atatürk ardında bir diktatörlük değil bir demokrasi yapısı bırakmıştır. Atatürk ancak dini yasalarla aradaki ilişkiyi kopardıktan sonra, kadın erkek eşitliğini sağlayabildi. Türk kadınları elde ettikleri hakları Atatürk’e borçludur.
Halkının geri kalmışlığı ile yine halkının bunun üstesinden gelebilme yeteneğine olan tam inancını gerçekçi bir tespit içinde birleştirebiliyordu. Yarattığı gençlik, kültür o zamanlar yaygın olan cehaletle savaşırken İtalya, Almanya ve Sovyet-Rusya’dan farklı olarak, milli, ırkçı, ya da sınıfsal düşmanlıklara yönelmedi. “öğün, güven çalış” slagonu (kendi kendini yetiştirme ilkesini savunan İskoç yazar) Samuel Smiles’in felsefesini Türkiye’ye taşıdı.
İkinci Dünya savaşından sonra özel girişimciliğin üzerindeki kısıtlamalar gevşetilince, Atatürk’ün teşvik ettiği kendine güven ruhu, geri kalmış bir ülkenin dünyanın on yedinci en büyük ekonomisine dönüşmesine yardımcı oldu.
Uygar insanların oluşturacağı evrensel bir toplumu ülkü edindiği için anti-emperyalistti. Her şeyden önce o bir kurucuydu, çağımızın en büyük ulus yaratıcısıydı. Vizyonu iyimser ve hümanistti.
Atatürk yetenekli bir komutan, kurnaz bir politikacı ve son derece gerçekçi bir devlet adamıydı. Hepsinden öte, aydınlanma çağının bir insanıydı.

Yorumunuzu bırakın