Epik şiir – Şiir türleri

Epik Şiir

Konusu savaş, kahramanlık, yiğitlik ve yurt sevgisi olan yada tarihsel bir olayı coşkulu bir anlatımla işleyen uzunca şiirlere denir. Aynı anlamda destanî şiir, hamâsî şiir ve kahramanlık şiiri terimleri de kullanılır.

Doğal Epik ; Milletin hayatını etkileyip , derin izler bırakan tarihi olayları , kahramanlık yönü ile işleyen manzum hikayelerdir.

Yunanlıların İlyada sı , Finlerin Kalevala sı , Hintlilerin Mahaharata sı örnek verilebilir.

Yapay Epik ; Yakın çağdaki milletlerin hayatlarına ait tarih yada toplum olaylarını anlatan şiirlerdir.

İtalyan Tasso’nun Kurtarılmış Kudüs ü , Firdevsi’nin Şehname si , J.Milton’nun Kaybolmuş Cennet i , örnek gösterilebilir. Yakın dönem şairlerimizden Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın Üç Şehitler Destanı ve benzeri eserleri yapay epik şiirlere örnek gösterebiliriz.

Örnek :

MOHAÇ TÜRKÜSÜ

Bizdik o hücumun bütün aşkiyle kanatlı;

Bizdik o sabah ilk atılan safta yüz atlı.

Uçtuk Mohaç ufkunda görünmek hevesiyle,

Canlandı o meşhur ova at kişnemesiyle,

Fethin daha bir ülkeyi parlattığı gündü,

Biz uğruna can verdiğimiz yerde göründü.

Gül yüzlü bir âfetti ki her bûsesi lâle;

Girdik zaferin koynuna kandık o visâle.

Dünyaya vedâ ettik, atıldık dolu dizgin;

En son koşumuzdur bu! asırlarca bilinsin!…

Bir bir açılırken göğe son def’a yarıştık,

Allah’a giden yolda meleklerle karıştık.

Geçtik hepimiz dört nala cennet kapısından;

Gördük ebedî cedleri bir anda yakından!

Bir bahçedeyiz şimdi şehitlerle beraber;

Bizler gibi ölmüş o yiğitlerle beraber.

Lâkin kalacak doğduğumuz toprağa bizden,

şimşek gibi bir hatıra, nal seslerimizden!

(Yahya Kemal Beyatlı)

Üç şehitler Destanı’ndan

MEHMETÇİK

Atıldı, bir Mehmetçik, büyüyü bozdu,

Bir düşman süngüsünde, göğsünden,

Bu şehadetle kayalar yarıldı sanki,

Dipçik gürültüsünden.

Soruyordu herkes birbirine,

Parlayan şey bu mu?

Muzaffer oluyordu bileklerimizde,

Tarihin ilk dipçik hücumu.

Hayran oluyordu koca gökyüzü,

Göğüslerimizde büyüyen bahta,

28 Mart günü bir adsız tepede,

Çeliğe karşı tahta.

Süngülerin ucunda

Son altmış adım bize bir yudum şerbet

Düşen kahramanın sevgisiyle al

Köyde mi görmüştük, ormanda mı,

Bizim içimize sığmış o kartal?

Son kırk adımın lezzeti daha hızlı;

Başladı hayatımızda şehitlerce bir yarış.

İlerledik cihan cihan,

Karış karış!

Son yirmi adımı uçuyorduk,

Almıştı herkes dipçiğini avucuna.

Yine bir duraklama,

Geldik düşman süngüsünün ucuna,

Tabur bir mucize içindeydi.

Bir muhabbet sarmıştı her yönü,

Vatanı ve bizi seven.

Çoğalmıştık bir uçtan bir uca, rüya gibi,

Büyüyordu ova kendiliğinden.

Neydi damarlarımızda çoğalan, çoğalan,

Neydi bu tepenin ardı?

İçimizde sadece vatan değil,

Yeryüzü kadar bir şey vardı.

Ateş mi gelirmiş, yel mi esermiş,

Akıyoruz, hayatımız nerde pek belli değil.

Kurtulmuşuz bedenden artık,

Kimse ayaklı, elli değil.

Mustafa Kemallerce

Atılıyorduk kâfire,

Hepimizin bir yanı hilâl gibi,

Bir göz vardı üstümüzde göklerden,

Mustafa Kemal gibi!

Savaşırken yaşamak,

Anam südü kadar helâl gibi,

Ölüm hem büyüktü, hem kolaydı,

Mustafa Kemal gibi.

Atılıyorduk bir devre,

Tarihlerden süzülmüş bir hâl gibi :

Hepimiz, hepimiz,

Mustafa Kemal gibi!

(Fazıl Hüsnü Dağlarca)

Yorumunuzu bırakın