Mutlu Prens Oscar Wilde

100temelmutluprens

Kitabın Adı:Mutlu Prens
Kitabın Yazarı:Oscar Wilde
Kitabın Yayınevi: Arkadaş Yayınevi Çocuk Kitapları
Kitabın Basım Yılı: 2008
Sayfa Sayısı:88
Kitabın Konusu: Çocuklar için bir kaç hikayeden oluşmaktadır.. Dönemin çarpık kent yaşamı anlatılmaktadır…
Arka Kapak:
İçerdikleri hikaye ve masallarla çocuklara iyiliği, kötülüğü, adaleti, paylaşmayı, empati kurmayı, doğayı sevmeyi, kalabalık içinde birey olabilmeyi anlatan bu kitaplar, akıcı anlatımları ve birbirinden güzel çizimleriyle öne çıkıyorlar.

İlköğretim öğrencileri tarafından okunması tavsiye edilen eserlerden oluşan bu özel çalışmayı genç okurlara sunmaktan mutluluk duyuyoruz.

Kitabın Özeti:
Kentin yukarısında, yüksek bir sütun üstünde Mutlu Prens’in yontusu duruyordu. Baştan başa ince, saf bir altın tabakasıyla kaplıydı; gözleri iki parlak gök yakuttu, kılıcının kabzasında da kocaman bir al yakut parlıyordu.
Yontuyu pek beğeniyorlardı. Sanatçı zevkleri olduğu ününü kazanmak isteyen bir belediye meclisi üyesi, “Sanki hava fırıldağı… öylesine güzel,” diye düşüncesini belirtti; ama kendisinin pek pratik olmadığını sanırlar korkusuyla hemen ekledi: “Ancak, o kadar da yararlı değil.”
Dikkatli bir anne, ay için tutturup ağlayan oğluna, “Mutlu Prens kadar olamıyor musun? O hiçbir şey için ağlamayı aklına bile getirmez” dedi.
Umutsuz bir adam, bu çok güzel yontuya bakarak, “Hele, dünyada tümüyle mutlu biri varmış” diye söylendi.
Hayır kurumunun çocukları parlak kırmızı pelerinleri, tertemiz beyaz önlükleriyle kiliseden çıkarlarken “Tıpkı melek gibi,” dediler.
Matematik öğretmeni, “Nereden biliyorsunuz?” diye sordu, “Hiç melek görmediniz ki.”
Çocuklar, “A, düşlerimizde var ama…” dediler. Matematik öğretmeni de kaşlarını çatıp pek ciddi tavır takındı, çünkü çocukların düşlemlerle uğraşmasını doğru bulmazdı.
Bir gece küçük bir kırlangıç kente doğru çıkageldi. Arkadaşları bir buçuk ay önce Mısır’a gitmişler, ama bu geri kalmıştı. Çünkü en güzel saza gönül vermişti.
Ona ta İlkyaz’ın başında, iri sarı bir kelebeğin peşi sıra ırmaktan aşağı doğru uçarken raslamış, sazın ince ve kırılgan beline öyle vurulmuştu ki konuşmak için önünde durmuştu.
Sözü döndürüp dolaştırmaktan hoşlanmayan Kırlangıç, “Sizi seveyim mi?” dedi. Saz da yerlere dek eğildi. Bunun üzerine kırlangıç kanatlarını suya değdire değdire gümüş halkalar çizerek onun çevresinde döndü, döndü. Bu onun yanıp yakılmasıydı ve bütün yaz sürdü.
Öteki kırlangıçlar, “Gülünç bir ilgi; parası yok, sonra soyu sopu da kum gibi,” diye cıvıldadılar. Doğrusu ırmak da sazlarla dopdoluydu. Sonra güz gelince hepsi uçup gitti.
Onlar gittikten sonra Kırlangıç pek yalnız kaldı ve sevgilisinden bıkmaya başladı, “Hiç konuşmuyor,” dedi, “Sanırım hoppalığı da var, çünkü hep rüzgârla cilveleşiyor.” Rüzgârın her esişinde saz kesin en zarif iltifatlarını yağdırırdı. “Evine böyle bağlı olmasını kabul ederim…” diye sürdürdü konuşmasını, “… ama ben gezmeye bayılırım, dolayısıyla karım da gezmeden hoşlanmalı.”
Sonunda ona, “Benimle geliyor musun?” diye sordu; saz başını yukarı kaldırdı. Evine pek bağlıydı.
Kırlangıç, “Sen beni oyaladın. Ben piramitlere gidiyorum, hoşçakal!” diye haykırıp uçtu.
Bütün gün uçtu, geceleyin kente vardı; “Acaba nereye insem? Umarım kent benim için hazırlıkta bulunmuştur,” dedi.
Sonra yüksek sütunun üstündeki yontuyu gördü.
“Burada kalırım. Bol havalı, çok güzel bir yer” diye Mutlu Prens’in tam ayaklarının arasına kondu.
Çevresine bakınıp uyumaya hazırlanırken, kendi kendisine yavaşça, “Yatak odam altından,” dedi; ama, tam başını kanadının altına koyarken, üstüne iri bir su damlası düştü. “Ne tuhaf şey, gökte bir tek bulut yok, yıldızlar parıl parıl parlıyor da gene yağmur yağıyor. Avrupa’nın kuzeyinde iklim doğrusu pek kötüymüş,” diye haykırdı; “Saz yağmurdan hoşlanırdı, ama bu onun bencilliğinden başka bir şey değildi.”
Derken bir damla daha düştü.
“Yağmurdan koruyamayacak olduktan sonra yontunun ne gereği var? İyi bir baca külâhı bulmalı” diye uçmaya davrandı.
Ama daha kanatlarını açmadan üçüncü bir damla düştü. Başını kaldırıp bakınca ne görsün?
Mutlu Prens’in gözleri yaş içindeydi, altın yanaklarından da gözyaşları akıp duruyordu. Yüzü ay ışığında o kadar güzeldi ki küçük Kırlangıç’ın yüreği sızladı:
“Kimsiniz?” dedi.
“Ben Mutlu Prensim.”
Kırlangıç, “Öyleyse niye ağlıyorsunuz?” diye sordu, “Beni sırılsıklam ettiniz.”
Yontu, “Ben sağken, daha yüreğim insan yüreğiyken gözyaşı nedir bilmezdim, çünkü kapısından üzüntünün giremediği Sans Souci sarayında otururdum. Gündüzün bahçede arkadaşlarımla oynar, akşamları da büyük salonda dansın başına geçerdim. Bahçenin çevresini saran pek yüksek bir duvar vardı. Ama, onun gerisinde ne olduğunu sormayı aklıma bile getirmezdim. Çevremde her şey o kadar güzeldi ki… Buyruğumdakiler bana Mutlu Prens derlerdi; doğrusu mutluydum da; eğlence mutluluksa… İşte böyle yaşadım, böyle öldüm. Artık ölüyüm diye beni buraya, böyle yükseğe diktiler. Şimdi beldemin bütün çirkinliğini, olanca düşkünlüğünü görüyorum. Yüreğim kurşun olduğu halde elimden ağlamaktan başka bir şey gelmiyor.”
Kırlangıç kendi kendine, “Ne, som altından değil mi?” dedi. Kişisel düşüncelerini açıkça söylemeyecek kadar nazikti.
Yontu alçak, uyumlu bir sesle: “Uzakta”, dedi, “küçük bir sokakta yıkık dökük bir ev var. Pencerelerinden biri açık, içinde de masa başında oturmuş bir kadın görüyorum. Yüzü zayıf ve yıpranmış. Dikiş iğnesini dürtüklemekten delik deşik, kızarmış, sert elleri var, çünkü bu kadın terzi. Kraliçenin saraydaki söyleşi arkadaşlarından en güzeli için saray balosunda giyilmek üzere canfes bir giysi üstüne çarkıfelek çiçekleri işliyor. Odanın köşesinde, bir yatakta küçük oğlu hasta yatıyor. Ateşi var. Portakal istiyor. Annesindeyse ırmak suyundan başka verecek bir şey yok; çocuk da ağlıyor. Kırlangıç, Kırlangıç, küçük Kırlangıç, kılıcımın kabzasındaki yakutu çıkarıp ona götürmez misin? Ayaklarım bu altlığa perçinli de kıpırdayamıyorum.”
Kırlangıç, “Beni Mısır’da bekliyorlar,” dedi. “Arkadaşlarım Nil’de aşağı yukarı uçuşup iri nilüferlerle konuşuyor. Yüce Firavun’un türbesinde neredeyse uykuya dalarlar. Boyalı tabutu içinde kendi de oradadır. Baharatla bezenmiş, sapsarı kefenle sarılmıştır. Boynunda uçuk yeşil yeşimden bir zincir vardır. Elleri de solgun yapraklara benzer.”
Prens, “Kırlangıç, Kırlangıç, küçük Kırlangıç” dedi. “Bir gecelik yanımda kalıp yardımcım olmaz mısın? Çocuk öylesine susamış, annesi de öyle bitkin ki.”
Kırlangıç yanıtladı: “Oğlan çocuklarını da hiç sevmem. Geçen yaz ırmakta kaldığım sıralarda bana hep taş atan iki terbiyesiz çocuk vardı, Değirmenci’ nin çocukları. Doğallıkla taşları bana hiç değdiremezlerdi; biz kırlangıçlar hızlı uçtuğumuzdan, bizi taşla vurmak kolay değildir. Sonra ben çevikliğiyle ünlü bir ailenin çocuğuyum. Ama, ne de olsa bu saygısızlık belirtisidir.”
Ama Mutlu Prens’in öyle üzgün bir görünüşü vardı ki Kırlangıç ona acıdı: “Burası çok soğuk,” dedi, “Ancak gene yanınızda bir gece kalır, işinizi görürüm.”
Prens, “Sağol, küçük Kırlangıç.” dedi. Kırlangıç da Prens’in kılıcındaki kocaman yakutu gagasıyla aldı ve kentin çatıları üzerinden karanlığa daldı.
Beyaz mermer meleklerin oyulu olduğu kilise kulesinin yanından geçti. Sarayın önünden süzülürken dans sesleri duydu. Güzel bir kız sevgilisiyle balkona çıktı; erkek kıza: “Şu yıldızlara şaşıyorum, şu aşkın gücüne şaşıyorum,” dedi.
Kız, “Kraliçenin balosuna dek bari giysim yetişseydi,” diye yanıt verdi, “Üstüne çarkıfelek çiçekleri işletiyorum; ama terziler öyle tembel ki.”
Irmağın üzerinden geçip gemilerin serenlerine asılı fenerleri gördü. Yahudi mahallesinin üzerinden aşarken Yahudilerin pazarlık ede ede bakır terazilerle altın tarttıklarını gördü. Sonunda yıkık dökük eve varıp içeri baktı. Çocuk yatağında ateş içinde çırpınıyor, annesi de uyukluyordu; kadıncağız pek yorgundu. Bir sıçrayışta içeri girip kocaman yakutu masanın üstüne, kadının yüksüğünün yanına bıraktı. Sonra kanatlarıyla çocuğun alnını yelpazeleye yelpazeleye yatağın çevresinde hafif hafif uçtu. Çocuk,”Nasıl da serinledim, sanırım iyileşiyorum,” diye tatlı bir uykuya daldı.
Sonra Kırlangıç, Prens’in yanına dönüp yaptıklarını anlattı, “Ne tuhaf,” dedi, “Hava pek soğuk olduğu halde vücudum sanki çok sıcak.”
Prens, “Çünkü iyilik ettin” dedi. Küçük Kırlangıç da düşünceye varıp sonra da uykuya daldı. Düşünmek her zaman uykusunu getirirdi.
Gün ağırırken ırmağa inip yıkandı. Kuşbilim profesörü köprüden geçerken, “Ne görülmemiş şey! Kış mevsiminde bir kırlangıç!” deyip o kentin gazetesine upuzun bir mektup yazdı. Herkes ondan söz etti. Yazı, anlayamadıkları birçok sözcükle dopdoluydu.
Kırlangıç, “Bu gece Mısır’a gidiyorum,” dedi. Bu düşünceyle içi içine sığmıyordu. Bütün genel anıtları ziyaret edip kilise kulesinin tepesinde uzun uzun oturdu. Nereye gitse serçeler cıvıldaya cıvıldaya, birbirlerine, “Ne kibar bir yabancı…” dediler. Kırlangıç da pek eğlendi.
Ay doğunca Mutlu Prens’in yanına döndü, “Mısır’da görülecek işiniz var mı? Hemen yola çıkıyorum” diye seslendi.
Prens, “Kırlangıç, Kırlangıç, küçük Kırlangıç,” dedi. “Bir gececik daha kalmaz mısın?”
Kırlangıç, “Beni Mısır’da bekliyorlar” diye yanıt verdi, “Yarın arkadaşlarım ikinci çağlayana kadar uçacaklar. Orada hasır otlarının arasında bir su aygırı yatar. Koca granit bir taht üstünde Tanrı Memnon oturur. Bütün gece yıldızlara bakar, sabah yıldızı belirince bir sevinç çığlığı atar, sonra da susar. Öğleyin sarı sarı aslanlar su içmeye ırmak kıyısına gelirler. Yemyeşil zebercetler gibi gözleri vardır. Gürlemeleri çağlayanın gürlemesini bastırır.
Prens, “Kırlangıç, Kırlangıç, küçük Kırlangıç” dedi, “Uzakta, kentin ta öbür başında, çatı arasında bir genç görüyorum. Üzeri kâğıtlarla örtülü bir masaya abanmış, yanında bardak içinde bir demet solgun menekşe var. Saçları kestane renginde kıvırcık, dudakları lâl gibi kıpkırmızı; iri, hülyalı gözleri var. Tiyatronun yönetmeni için bir oyun bitirmeye uğraşıyor. Ocakta ateş yok. Açlıktan da gücü kesilmiş.”
Tertemiz yürekli kırlangıç, “Bir gece daha beklerim. Bir yakut da ona mı götüreyim?” dedi.
Prens, “Ne yazık ki artık yakutum yok. Varım yoğum gözlerim. Gözlerim bin yıl önce Hindistan’dan getirilmiş bulunmaz gök yakuttandır. Birini çıkarıp ona götür. Kuyumcuya satıp yiyecek bir şeyle ocakta yakacak odun alır ve oyununu bitirir.”
Kırlangıç, “Prensçiğim, bunu yapamam,” diye ağlamaya başladı.
Prens, “Kırlangıç, Kırlangıç, küçük Kırlangıç; nasıl buyuruyorsam öyle yap,” dedi.
Kırlangıç Prens’in gözünü alıp Öğrenci’nin tavan arasına doğru uçtu. Damda bir delik olduğu için içeri girmesi pek kolaydı. Oradan içeri dalıp odaya girdi. Genç elleriyle yüzünü kapamıştı; kuşun kanat çırpmalarını duymadı. Başını kaldırınca güzel gök yakutu solgun menekşelerin üzerinde buldu.
Genç, “Artık beğenilmeye başladım,” diye haykırdı, “Beni çok beğenen birindendir bu. Şimdi oyunumu bitirebilirim.” Artık pek mutluydu.
Kırlangıç, ertesi gün limana indi. Büyük bir geminin sereni üstünde oturup gemicilerin koca koca sandıkları iplerle ambarlardan çıkarmalarını seyretti. Her sandık çıktıkça, “Yıssa, molaaa,” diye haykırıyorlardı. Kırlangıç, “Mısır’a gidiyorum,” diye bağırdı, ama kimse aldırmadı, o da ay doğunca Mutlu Prensinin yanına döndü:
“Sizinle esenleşmeye geldim” diye seslendi.
Prens, “Kırlangıç, Kırlangıç, küçük Kırlangıç, bir gececik daha kalmaz mısın?” dedi.
Kırlangıç, “Kış geldi, kavurucu kar da nerdeyse gelir. Mısır’da yemyeşil hurma ağaçlarının üzerinde güneş sıcaktır. Timsahlar da çamurlarda yan gelip tembel tembel bakınırlar. Arkadaşlarım şimdi Baalbek Tapınağı’nda yuva yapıyorlar. Pembeli beyazlı kumrular onları seyrede seyrede birbirlerine karşı dem çekiyorlar. Prensçiğim, sevgili Prens, sizden ayrılmalıyım, ama sizi hiç unutmayacağım, önümüzdeki İlkyaz’a verdiklerinizin yerine iki güzel mücevher getiririm; al yakut, al güllerden daha kırmızı; gök yakut da, engin deniz gibi mavi olacak.”
Mutlu Prens, “Aşağıki alanda…” dedi, “… küçük bir kibritçi kız var. Kibritlerini su yoluna düşürdü, hepsi bozuldu. Eve para götürmezse babası dövecek. Kızcağız ağlıyor. Ne ayakkabısı var, ne çorabı, başcağızı da açık. Öbür gözümü çıkar, ona ver de babası dövmesin.”
Kırlangıç, “Yanınızda bir gece daha kalırım,” dedi, “Ama gözünüzü çıkaramam. Sonra büsbütün kör olursunuz.”
Prens, “Kırlangıç, Kırlangıç, küçük Kırlangıç, buyruğumu yap” dedi.
Kırlangıç, Prens’in öbür gözünü de alıp aşağı doğru fırladı. Kibritçi kızın yanından süzülüp mücevheri avucunun içine bırakıverdi. Kız, “Ah, ne güzel cam parçası!” diye gülerek koşa koşa eve gitti.
Sonra küçük Kırlangıç Prens’in yanına döndü, “Şimdi kör oldunuz” dedi. “Artık ben hep yanınızda kalacağım.” Prens, “Hayır, küçük Kırlangıç,” dedi, “Sen Mısır’a gitmelisin.”
Kırlangıç, “Hep yanınızda kalacağım,” diye Prens’in ayağının dibinde uykuya daldı.
Ertesi gün hep Prens’in omuzunda oturup ona yabancı ülkelerde gördüklerini anlattı. Nil’in kıyılarında sıra sıra dizilip kırmızı balıkları avlayan kızıl ibiş kuşlarından; çölde oturup her şeyi bilen, kendisi de dünyayla yaşıt yaşlı Sfenks’ten; develerinin yanında kehribar tespih çeke çeke ağır ağır yürüyen tacirlerden; Ay dağlarının koskoca bir billura tapan, abanoz gibi kapkara kralından; bir hurma ağacında uyuyup kendisini yirmi rahibe bal helvasıyla besleten koca yeşil yılandan; büyük bir gölde iri yayvan yaprakların üstünde yüzüp her zaman kelebeklerle savaşan Yecüc Mecüclerden söz etti.
Prens, “Sevgili küçük Kırlangıç, bana çok meraklı şeyler söylüyorsun,” dedi, “Ama en meraklı şey, insanların acıları. Düşkünlükten büyük hiçbir giz yok. Kentimin üzerinde uç da, küçük Kırlangıç, bütün gördüklerini bana anlat.”
Kırlangıç kentin üzerinde uçtu: yoksullar kapı diplerinde otururken zenginlerin güzel evlerinde safa sürdüklerini gördü. Karanlık ara yollara girip, kapkara sokaklara kayıtsız kayıtsız bakan aç çocukların kâğıt gibi yüzlerini gördü. Bir köprünün kemeri altında iki küçük çocuğun kucak kucağa yatıp birbirlerini ısıtmaya çalıştığını gördü. Çocuklar, “Aman, çok açız,” dediler. Bekçi “Orada yatamazsınız,” diye bağırdı; onlar da yağmur altında gözden yittiler.
Sonra dönüp gördüklerini Prens’e anlattı.
Prens, “Üstüm saf altınla kaplıdır,” dedi, yaprak yaprak söküp yoksullarıma götür; yaşayanlar hep altının insanı mutlu edeceğini sanırlar.”
Kırlangıç, Mutlu Prens perişan bir duruma gelinceye kadar altını yaprak yaprak söktü. Yaprak yaprak yoksullara dağıttı; çocukların benzine renk geldi ve sokaklarda gülüp oynamaya koyuldular, “Artık ekmeğimiz var,” diye haykırmaya başladılar.
Derken kar bastırdı, arkasından da don. Sokaklar sanki gümüştenmiş gibi parıl parıl parlıyordu. Upuzun buzlar evlerin saçaklarından billur hançerler gibi sarkıyor, herkes kürklerle dolaşıyor, küçük çocuklar da kıpkırmızı başlıklarla buz üstünde kayıyorlardı.
Zavallı küçük Kırlangıç üşüdükçe üşüdü, ama Prens’i bırakmak istemedi; onu çok seviyordu. Ekmekçi görmeden fırının dışındaki ekmek ufaklarını topluyor; kanatlarını çırpa çırpa da ısınmaya çalışıyordu.
Ama sonunda öleceğini anladı. Ancak bir kez daha Prens’in omuzuna dek uçabilecek gücü kalmıştı. Hafifçe, “Hoşçakal, sevgili Prens,” diyebildi, “Elinizi öpmeme izin verir misiniz?”
Prens, “Demek sonunda Mısır’a gidiyorsun küçük Kırlangıç; buna sevindim. Burada uzun süre kaldın, ama beni dudaklarımdan öpmelisin, çünkü seni seviyorum,” dedi.
Kırlangıç, “Gittiğim yer Mısır değil” dedi, “Ben ölümün ocağına gidiyorum. Ölüm de uykunun kardeşi değil mi?”
Ve Mutlu Prens’i dudaklarından öpüp ayaklarının dibine ölü olarak düştü.
Tam o anda Mutlu Prens’in içinde bir şey kırılmış gibi şaşırtıcı bir çatırtı duyuldu. Kurşundan yüreği, tam ortasından ikiye ayrılmıştı. Don’un pek sert olduğu kesindi.
Ertesi sabah erkenden Belediye Başkanı, Belediye Meclisi üyeleriyle birlikte aşağıdaki alanda dolaşıyordu. Sütunun önünden geçerken başını kaldırıp yontuya baktı, “Vay, Mutlu Prens’e ne olmuş böyle?” dedi.
Her zaman Belediye Başkanı’nın söylediklerine uygun söz söyleyen meclis üyesi de, “Sahi, ne kılığa girmiş?” diye haykırdı; ikisi de, bakmak için yontunun altlığına çıktılar.
Başkan, “Kılıcının yakutu düşmüş, gözleri gitmiş, artık altınlığı da kalmamış; dilenciden biraz iyi durumda…” dedi.
Üyeler de, “Ya, dilenciden biraz iyi durumda” dediler.
Başkan, “İşte ayaklarının dibinde de bir kuş ölüsü!” diye sürdürdü konuşmasını, “Doğrusu kuşların burada ölmesine izin verilemeyeceği konusunda bir buyruk çıkarmalıyız.” Belediye yazmanı bu düşünceyi hemen yazdı.
Bunun üzerine Mutlu Prens’in yontusunu yıktılar. Üniversitede sanat profesörü, “Artık güzel olmadığına göre, yararlı da değildir,” dedi.
Sonra yontuyu fırında erittiler. Başkan, madenle ne yapmak gerektiğine bir karar vermek üzere meclisi topladı; “Elbette başka bir yontu yaptırmalıyız,” dedi, “Bu da ancak benim kendi yontum olabilir.”
Meclis üyelerinin her biri, “Benim yontum, benim yontum!” diye kavgaya tutuştu. Son işittiğim zaman hâlâ kavga ediyorlardı.
Döküm yerindeki işçilerin başı, “Ne tuhaf şey! Bu kurşun yürek bir türlü fırında erimiyor; bari bir yana atalım,” dedi ve içinde ölü kuşun da bulunduğu bir toz yığınının üstüne attılar.
Tanrı meleklerinden birine, “Bana kentteki en iyi iki şeyi bulup getirin,” dedi; melek de kurşun yürekle ölü kuşu götürdü.
Tanrı, “Doğru seçmişsiniz,” dedi, “Çünkü cennetimin bahçesinde bu küçük kuş sonsuza dek ötecek ve Altın Ülkemde Mutlu Prens beni kutsayacak.”

ens
Ekim 20th, 2009at6:03 am

yha bna mutlu prensin tüm öyküleri lzm

Bthn Bsl
Kasım 29th, 2009at4:14 am

aynen ha bide ana yerlerini okuyup 5 soru çıkarcazbu tüm kitabı yazmş

selena
Aralık 6th, 2009at2:25 pm

cok uzun olmuş. bence normal olmalı idi.neyse buma da şükür ki okuyup onun özetini yaptım:(

buse
Aralık 7th, 2009at5:14 am

sadece kitabın özetini istemiştim siz bana kitabı verdiniz yahu kitibı okudum özeti bende varr ama yanımda deildi allah allah yaaa………..

ahmet kömürcüoğlu
Aralık 10th, 2009at8:23 am

gözlerimde bir damla yaş kalmadı..niye böyle bir yazarın,böyle bir eserine ağlıyoruz da,daha meşhur olan siyasetçiler için hiç bir duygu hissetmiyoruz? demek ki kalplerimiz duyularımız hakedenleri torpilsiz kutluyor..alkışlıyor..yaşasın iyi insanlar,canlılar..

can
Aralık 23rd, 2009at9:28 am

bu biraz uzun olmamış mı

kerem
Aralık 26th, 2009at11:37 am

cok guzel tessekur ederim.

şule bayseçkin
Ocak 7th, 2010at11:56 pm

yha bundan sınav olucas nasıl okudum boğasım kurudu okurken ama biras çok uzun olmuş

eda
Ocak 17th, 2010at10:29 am

ben özet dedim karşıma olanca yazı çıktı bu neyse artık anlamadım…….

kader gök
Ocak 19th, 2010at1:27 pm

çoooook uzun olmuşş ben özetini istemiştim karşıma kitabın hepsi çıktı hikaye kitabı bundan daha ii kitabı okucam bennnnn

emine
Şubat 5th, 2010at5:21 am

ne bu ya özetini istedik roman verdiler yha..

admin
Şubat 7th, 2010at3:40 pm

Eğer kitabın özeti böyleyse kendisini yazamasınız lütfen emeğe saygı !

admin
Şubat 7th, 2010at3:41 pm

Birşey değil kerem bey siz bizim favori konuklarımız dansınız

admin
Şubat 7th, 2010at3:42 pm

Bilin ki bu roman değil özet !

beyza
Şubat 15th, 2010at10:35 am

çok uzun ben okurum daha iyi zaten kitabın hepsi bu ya

ümmügülsüm
Şubat 25th, 2010at8:09 am

bu ne ya kitabı yazsaydınız daha kısa olurdu 🙂

lazkopat
Mart 7th, 2010at9:35 am

emeğer saygı adm olun side yazmayın o zamn

erayy
Mart 25th, 2010at6:26 am

çok uzun olmuş ama güzel

şeyda
Nisan 7th, 2010at8:01 am

ben cede yani biz özet istedik bunlar kitabın kendisini yazmışlar

ayça
Nisan 11th, 2010at10:15 pm

çok güzel ama bir şey söyleğeceğim bir tek bu hikaye uzun baktığıma göre

__BuKeT__
Nisan 13th, 2010at4:51 am

bhen özetini istedim bana kitabın tamamını çıkardılar bu ne yhaw

angel
Nisan 21st, 2010at5:32 am

ben bu kitabı all the way up derim başka da bişi demem

mutsuz prenses
Nisan 21st, 2010at5:35 am

:(:(:(:(:(.(.(:(:)

neriman
Nisan 29th, 2010at5:04 am

çoooooooooooooooooooooooooooooook güzel olmuş

ADMİN
Mayıs 1st, 2010at6:17 am

NEDİYON YA SEN BULMUŞUN İŞTE HİKAYEYİ Bİ DE BEĞENÖİYON

tuba
Mayıs 17th, 2010at4:10 am

bune ya çok uzun bencede

nazlı türeyici
Mayıs 23rd, 2010at6:48 am

çok güzel tşk ederim bunu yazan kişiye hiç üşenmeden yazdıgı için

ezqı
Mayıs 24th, 2010at5:07 am

Bu ne bıcım özet öyküyü yazmıssın ya

aleyna
Mayıs 24th, 2010at2:22 pm

özet degil kitabı yAzsaymış 😀

onur
Mayıs 26th, 2010at6:30 am

banada kısa yazı lazım özet

reyhan
Mayıs 30th, 2010at1:52 am

aman olsun tek bu sitemi war ben bi sitede buldum oradan baktım hem bu kadar uzun deildi:D

zeynep
Haziran 5th, 2010at8:05 am

bn sizden kitabın özetini istedim siz bna nesmen kitabı vrdınız :D:D

yasemin
Haziran 19th, 2010at2:22 am

kitabın özetine istedim kitabın tamamını verdi bana ya beni msn eklemek isteyenler beyaze2009@hotmail.com

fatoş
Eylül 20th, 2010at7:58 am

bu daha kitabın yarısı tamamı değil

elena
Eylül 21st, 2010at7:42 am

ndn o favori konuğunuz sırf çok gzl dedi diyemi haksızlık ama dişer kişilerde haklılarr ayıısınız siz yanaee

ahmet kömürcüoğlu
Ekim 9th, 2010at3:10 pm

Sizler ne duygusuz şeylersiniz..İki satır okumaktan acizsiniz..Bakın orada ne acıklı bir hikaye var..Belki biraz düşündürür sizi..Bu memleketi sizlere mi emanet edeceğiz? Bu eğitim sistemi yobazlara yaradı..Düşünemeyen,sadece emir alan bireyler ortaya çıktı..Artık İran gibi olunca ülkemiz,sakın ağlamayın..Her zaman da Atatürk gibi bir kurtarıcı gelmez!

simge
Ekim 12th, 2010at3:27 am

bu kitabın kendisi behn özetini istedim yha

elif
Ekim 30th, 2010at7:56 am

biri bana kitabın içeriği nedir söyleye bilirmi

elif
Ekim 30th, 2010at8:08 am

biri bana kitabın içeriği nedir söyleye bilirmi

UN:F [1.7.7_1013]

Rating:

şevval
Ekim 31st, 2010at12:03 am

ben kitabın özetini istediğimi sanıyoduym ama kitebın ya kendisi bu yha of ben nasıl çıkartacam bunun özetini halla halla yha of 🙁

şevval
Ekim 31st, 2010at12:06 am

kitabı okudum ama şimdi başka kitba geçince geri unuttum:S.Naaacam şimdi daha diğer kitabı okumadımki yha offfffff bi düzgün özet vermedini ha:(

şevval
Ekim 31st, 2010at12:07 am

evet vermediler düzgün bi çıkartamadım özetini yha 🙁

busrrra
Kasım 2nd, 2010at7:04 am

bu ne kdaruzun ble yha bn özeti yazdm bna btün hkayeyi anlattı resmen

rose
Kasım 20th, 2010at2:10 am

bencede bu nasıl özet kitabın hepsini yazmışsınız

eylem kutlu
Kasım 22nd, 2010at8:42 am

noldu beğenemedinizmi ne var bunda

eylem kutlu
Kasım 22nd, 2010at8:44 am

şunlara bak bence çok güzel özetini istiyosanız gidin başka siteye girin

eylem kutlu
Kasım 22nd, 2010at8:46 am

sanene yaza bilirler

eylem kutlu
Kasım 22nd, 2010at8:47 am

size bişey demiyorum naparsanız yapın İNSANLAR BUNU HEMEN KOYAMIYOLAR ANLADINIZMI ÖĞRENİPTE GELİN YA

ceyda
Aralık 1st, 2010at8:29 am

bu ne yaaa sözde özet yani kitabta daha az sayfa vardırr……s.s.s.s.s

aydınlıklar lordu
Aralık 19th, 2010at5:00 am

ceyda seni seviyorum ve sana katılıyorum bana mesaj at lütfen 🙂

Gözde
Aralık 19th, 2010at11:59 am

e oha bence adam 88 sayfalık kitabı bu hale getirmiş hiçte uzun değil zaten kitap o kadar güzelki ne ara bitirdiğimi bile anlamadım

Gözde
Aralık 19th, 2010at12:00 pm

yorumlarınız amma da sacma

sessiz kelebek
Aralık 26th, 2010at12:52 am

bu nasıl özet ya
resmen bu kitabın tamamı

hamit
Aralık 28th, 2010at9:18 am

mükemmel * teşekkürler

irem
Aralık 30th, 2010at10:08 am

bu ne yha hani kitabın kahramanlarının özellikleri zaten özet her yerde var bundab bi …. olmaz yhani

dsfd
Ocak 3rd, 2011at7:46 am

hepiniz neden göle yapıyorsunuz emreh cukunuzu keser

fdfgx
Ocak 4th, 2011at9:13 am

benim okuduğum biraz daha farklıydı

edsrfgh
Ocak 10th, 2011at3:02 am

mal adam bütün kitabı yamış kitabım kısaltılmış 16 sayfa bu kim bilir kaç sayfa tutat kitabı 10 dakkada bitirdim

fdfgx
Ocak 16th, 2011at6:44 am

BU NE OGLİM

fdfgx
Ocak 16th, 2011at7:50 am

yaaa bunun kahramanları nie yazmıyo

gfjdctgjbhg
Ocak 16th, 2011at8:00 am

ewet yyaa bunun kahramanları yazmıo

talya
Ocak 23rd, 2011at6:40 am

çok ağladım ama artık cennetteler hiç üşümiycekler.yardım ettiler ve ödüllendirildiler…

berna
Ocak 23rd, 2011at6:54 am

Bu kitabı küçükken okumuştum ve çok sevmiştim halada kızımla birlikte okuyorum.Kırlangıç ve Mutlu Prens hala Atatürk gibi kalbimizde yaşıyor ve biz onları seviyoruz .Onlar çalıştılar fakirlere ve çocuklara kendi canlarını verdiler ve ödülleri de cenlet oldu.

sakarya
Ocak 27th, 2011at10:27 am

irem 7 yaşından beri Türkçe dersi görüp ‘yha’ yazmak nası bi duygu ?

asdadas
Şubat 10th, 2011at6:06 am

adam özeti degil kitabı yazmış maaaaaaaalllll

asdadas
Şubat 12th, 2011at10:45 am

salakca bı ste mal adam utanmasa butun kıtabı yazacak salak okuz mesgul ettı bnı olmamıs yhanı

asd
Şubat 13th, 2011at8:58 am

salak sensin güzel olmuş

aleyna karar
Şubat 27th, 2011at1:11 pm

çok fazla ya bu ne 🙁

fatma
Mart 6th, 2011at2:09 am

tamaycım bir insan gerizekalı olunca elden bir şey gelmiyor

fatma
Mart 6th, 2011at2:11 am

boş yere meşgul etti yaaaaaaa allah belanı versin inşşşalllllllahh kazanamassın

berrin
Mart 23rd, 2011at7:47 am

burası çok uzun anlatıyor bnce yhaaa 30 ağustos ilk. öğretim .okulundan 6-e sınıfınaa giden varmı ??

TuqaY DiLék
Mart 25th, 2011at10:47 pm

Hiç Bişe anLmDm aynı KitaBın hePSini oKumuş qiBi oLDm

fatoş
Nisan 10th, 2011at9:44 am

iyi güzel ama çok uzun herhalde KİTABI yazmış

aLaRa
Mayıs 4th, 2011at4:49 am

bu ne böle yha özet mi yoksa kitabn tamamını mı okudum anlamadm :p

metss
Temmuz 6th, 2011at5:55 am

Bukadar seviyesiz kelimeleri nasıl olurda ulu orta kullanmayı başarabiliyorsunuz.

asdasdasd
Kasım 3rd, 2011at11:39 am

susun lan adam iyi yapmış

asdasdasd
Kasım 3rd, 2011at11:40 am

suss laan

enes
Kasım 5th, 2011at8:56 am

bu nası bi özet şaşırdım

Yzydydydy
Kasım 10th, 2011at10:00 am

Mal kitabın tamamını yazmış

love
Kasım 12th, 2011at6:10 pm

abicim sen özeti yazicaktın kitabı deyil…

beyza
Kasım 15th, 2011at9:07 am

bence çok anlamlı bir kitapppp 😀

jgkl
Kasım 27th, 2011at8:10 am

evet herkesin içinde söylüyolar seviyesi düşükler

deniz
Aralık 7th, 2011at11:14 pm

siz bu özeti yazan kişiden önce bi kendinize bakın.Sanki siz çok güzel özet yazıonuz.Üstelik mutlu prens 16 sayfallık bi kitap.Kitabı para ödeyip alcağınıza bunu okudunuz iste

gülben
Aralık 13th, 2011at12:22 pm

abi bu ne yaaa kitabımı yazmışlar yaz yaz bitmedi

kjkm
Aralık 17th, 2011at8:28 am

yaa kim yazmışsa bu SÖZDE ÖZETİ tam bir öküz.bir kere bu kadar yazıya nasıl vaktini verebilmiş anlamış değilim. bana GERÇEK VE KISA ÖZET lazımm.

yusuf
Aralık 21st, 2011at5:32 am

özet dedik yaaaaaaaa

derya
Aralık 25th, 2011at8:25 am

teşekkürler işime çok yaradı

yasir enes
Aralık 29th, 2011at9:30 am

güzel olmuş aferin

Swiftie
Ocak 3rd, 2012at7:24 am

bu ne kitabın tamamını yazmış sanki o.O

merve
Ocak 7th, 2012at11:52 am

kitabın özti:
Birgün bir kırlangıç kentteki mutlu prens heykelinin ayağının altına inmiş tam yatarken gözyaşları üstüne düşmüş önce yağmur sanmış ama sonra gözyaşı olduğunu anlamış mutlu prense neden ağladığını sormuş o da “eskiden sarayda yaşardım çok mutluydum hiç ağlamamıştım bana mutlu prens derslerdi sonra ben ölünce beni buraya diktiler burdada kentin kötü halini görüyorum”demiş.Kırlangıç üzülmüş sonra mutlu prens ona ilerde yaşlı bir kadın görüyorum bitkin bir halde elbise dikiyor terzi olduğundan elleri delik deşik çocuğu ateşler içinde yatıyor portakal istiyor ama kadının ırmak suyundan başka hiç bişeyi yok kılıcımın ucundaki yakutu al ve kadının masasının üstüne bırak kırlanbgıç ben mısıra gideceğim desede prensin ısrarıyla o gece kalmayı kabul etmiş ve denileni yapmış ertesi akşam kırlangıç uçmaya hazırlanırken prens ona tavan arasında bir genç görüyorum yönetmeni için oyun yazmaya çalışıyor durumu çok zor lütfen bi gece daha kalıp gözümdeki yakutu onun masasına bırak gel demiş kırlangıç önce mırın kırın etse de sonra kabul etmiş ve gidip bırakmış ertesi gece prens kırlangıca bir kız görüyorum kibrit kutularını suya düşürmüş ve para götürmezse babası dövecek öbür gözümdeki yakutu al kızın avucunha bırak gel demiş güvercin zorla kabul etmiş dediğini yaptıktan sonra mutlu prense artık körsün yanında kalmam lazım demiş ve onun yanında kalmış bir gün mutlu prens kırlangıca artık körüm bişey göremiyorum dolaş ve kenti bana anlat demiş kırlangıç dolaşıp anlatmış prens kırlangıca ben altınla kaplıyım altınları yavaş yavaş söküp ihtiyacı olanlara dağıt demiş kırlangıç denileni yapmış birgün kırlangıç öleceğini anlamış ve mutlu prense söylemiş mutlu prens dudağımdan öp demiş kırlangıç öpmüş ve ikiside ölmüş ertesi sabah kırlangıcı bi kenara atmışlar mutlu prensi fırında eritirlerken kurşun kalbi erimemiş kurşunuda kırlangıcın yanına atmışlar sonra tanrı meleklerine bana kentteki en önemli 2 şeyi getirin demiş ve melekler de kurşun kalple kırlangıcı getirmişler tanrı doğru seçim yaptınız bu kuş cennette hep ötecek ve mutlu prens çok mutlu olacak demiş.

çağla
Ocak 8th, 2012at5:45 am

ben bu kitabı okudum ve çok ağladım.çünkü kırlangıç ın ölü ruhunun üzerine mutlu prensin kurşundan kalbini atmışlardı.

XD
Ocak 8th, 2012at1:22 pm

berbat tamamen kitabı yazmış

sirac
Ocak 10th, 2012at12:30 pm

alın sıze bır ozet :Altı Delik Deşik Kent
Yazar: Memet Türkkan
ISBN: 978-975-476-720-9
Sayfa: 88 Sayfa
Ebat: 13,5 x 19,5

Fideler kol atmış, kendilerini taşıyamayıp toprağa yatmış. Toprağın yüzünü halı gibi karpuz gövdesi ve yaprakları kaplamış. Sonra bir tarla karpuz çiçeği, ardından mercimek tanesi kadar karpuzlar görünmüş. Sonra nohut kadar olmuşlar; ceviz kadar olmuşlar; elma kadar olmuşlar; balkabağı kadar olmuşlar. Artık büyümeleri durmuş, ama tarlanın tam ortasındaki karpuzlardan birisinin büyümesi durmamış. Ha bire büyüyormuş. O karpuz kazan kadar olmuş; bütün bir köy şaşakalmış.

enes
Ocak 11th, 2012at5:39 am

özet dedik kitabı değil

kaka
Şubat 2nd, 2012at3:20 am

ayın çevresinde acil bir özet

kjdj
Şubat 26th, 2012at4:47 am

bu neya çok uzun biraz kısa yazın 😛

sizene
Şubat 27th, 2012at10:11 am

hikaye dedik kitap demedik

sizene
Şubat 27th, 2012at10:12 am

doğru

-00
Mart 20th, 2012at2:34 pm

Valla Bayıldım 1 Satrını okudum Bir Bok Anlamadım Şair Al bunlar sok biyerine

hazal
Mart 25th, 2012at5:09 am

sirac her kimse saçmalamış tam istediğim gibi .beğenmeyen manyaklar okumasın kardeşim.zorlayan yok.

asi güzel
Mayıs 10th, 2012at1:57 pm

merve sna çok tşkr ederim kitabın özeti çok uzundu snin yorumunu yazdım çok çok sağol

ece
Mayıs 15th, 2012at3:55 am

bence güzel bir kitapmış tamda aradığım gibi uzun ve çok güzel öbür okuduğum mutlu prens kitaplarından farklı ve güzel artık yazarı da ana fikri de size kalmış bir şey

Asdfgh
Ağustos 28th, 2012at4:05 am

Bana özet lazım kitabın tamamı değil!

Peri-masalı
Ekim 13th, 2012at12:56 am

özete hiç benzemiyor bana özeti lazım kitabın tamamını napayım

fvghjk
Ekim 13th, 2012at3:14 am

Bu ne len ben bunu 1 yılda okurum. Nasıl bi özet. 🙂

zdfsds
Nisan 7th, 2013at6:42 am

çok uzunnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnn aynı böyle

emre
Şubat 10th, 2014at12:14 am

hahahaybi

meliss
Mayıs 20th, 2014at8:13 am

güzel olmuş ama biraz uzun bence

Sena
Mayıs 26th, 2014at12:42 pm

Ben bu hikayenin ingilizce sınavını olcam…

memo55
Mayıs 27th, 2014at3:17 am

enre senin …

Yorumunuzu bırakın