Uçan Sınıf Erich Kastner

ucan_sinif
Kitabın Adı:Uçan Sınıf
Kitabın Yazarı:Erich Kastner
Kitabın Konusu: Çocuklar, tüm yaramazlıklarına rağmen, temiz ve dürüsttürler. Onları da ancak, aynı sıralardan geçmiş olanlar anlayabilirler.,

Kitab arka kapak :
Erich Kästner, çocuklar için de, büyükler için de yazan Almanya’nın ünlü yazarlarından biri. Uçan Sınıf’ın kahramanları, yatılı bir okulun çocukları. Yılbaşına az bir zaman kalmıştır. Çocuklar, Uçan Sınıf adında bir oyun hazırlamaya karar verirler. Ne var ki çalışmaları yarım kalır. Çünkü bir başka okulun öğrencileri, hem oyunda rol alan oyunculardan birini, hem de çocukların alıştırma kitaplarını kaçırmışlardır. Kästner’in ‘Yazdığım en iyi kitap’ dediği Uçan Sınıf, ince bir hüzün ve bolca mizahla kaleme alınmış bir başyapıt. Bu kitapta yazar, çocuklar arasındaki dayanışmanın, sıkı bir arkadaşlığın gücüyle yaşamın zorluklarını alt etmenin güzel bir örneğini veriyor.

Bu kitabı tamemen okumanız dileği ile ….

Kitabın Özeti:
Yer yatılı bir lisedir. Kahramanlarımız edebiyat meraklısı Johnny Trotz, sınıf birincisi Martin Thaler ve karnı her zaman aç olan Matthias Selbmann, Fridolin, Uli ve daha birçokları… Kah­ramanlarımızdan Matthias ne kadar iri ise, Uli de o kadar ufak tefekti… Her an bir şamata, her an bir gırgır yapmak için fırsat kollayanlar çoğunlukta olduğundan, gülmek ve kendine gül-dürtmemek için sürekli dikkat göstermek gerektiğinin bilincinde (!) olan öğrencilerin çokluğundan; kavgasız, şamatasız, gürültüsüz nerede ise bir dakika bile geçtiği görülmemiştir. Hemen her okulda olduğu gibi, üst sınıflar İle alt sınıflar arasındaki çekişmelerden doğan kavgalar ve hır-gürler de İşin cabası…
Kavgalar, sadece alt ve üst sınıflar arasında olarak sınırlı değildi. Ayrıca, diğer okulların öğrencileri ile de sık sık yapılırdı.
Kısacası diyebiliriz ki, “Uçan Sınıf, Almanya’da bir okulun
“Hababam Sımfı”dır.

Kahramanlarımız, Noel kutlamaları için spor salonunda sergilenecek olan, Johnny’nin yazdığı “Uçan Sınıf İsimli oyun için hazırlanıyorlardı. Oyun, beş perdeden oluşuyor ve deyim yerindeyse ileriye yönelik bir kehanete dayanıyordu. Belki de ileride uygulanacak bir Öğretim yöntemini vurguluyordu. İlk perdede, bir lise öğretmeni coğrafya dersini yerinde işlemek için bütün sınıfla birlikte uçakla yola çıkıyordu… İkinci perdede uçak Vezüv Yanardağları’ndaki kraterlerin kenarına iniyordu… Üçüncü perdede sınıf, Gize’deki piramitlerin yakınına iniyordu… Dördüncü perdede “Uçan Sınıf Kuzey Kutbu’na iniyordu. Öğretmenlerinin yaptığı bir yanlışlık sonucu uçağın irtifa dümeni bozulduğu için, beşinci ve son perdede göğe çıkıyorlardı. Gökte Petrus

onları bekliyordu… Petrus büyülü formülü söylüyor ve yere iniyorlardı…
Tabiî her perdede, yapılan gösteriler bununla sınırlı değildi. Örneğin, üçüncü perdede, kahramanlarımız gazetelere uydudan fotoğraflar gönderiyorlardı.
J.
Kahramanlarımızın sık sık ziyaret ettikleri “Sigara İçmez” ismini taktıkları bir adam vardı. Sigarayı da fosur fosur içerdi. Alman Demiryolları’ndan satın aldığı bir vagonda yaşıyordu. Vagonun kapısında “Sigara İçilmez” levhası olduğu gibi durduğu için, bu ismi takmışlardı. Çocuklar bu adamı en az öğretmenleri kadar seviyorlardı.

Bir gün rakip okulun öğrencileri, bir öğretmenin oğlunu rehin almışlar, ayrıca birçok öğrencinin defterlerine de el koymuşlardı. Yine bir savaş zamanı gelmişti. Savaş sloganları “Çelik Birlik” idi. Önce bir elçi göndermeyi kararlaştırdılar. Elçi Sebastian, rakip okulun elebaşının evine gitti. Arkadaşlarının serbest bırakılması ve defterlerinin geri verilmesi taleplerini iletti. Kabul e-dilmedi. Gruplar savaş düzeni aldılar. Tam kavga başlayacaktı ki “Sigara İçmez” ortaya çıktı ve böyle kavga ederlerse polisin ve okul idarelerinin her şeyden haberdar olacağını ve başlarının belaya gireceğini söyledi. Önerisi, her okuldan birer kişinin yumruklu düello etmesi, yenilenin yenenin şartlarına uyması İdi. İki taraf da bunu kabul etti.
Karşı tarafın kavgacısı Wawerka, bu tarafınki ise Matthias i-di. Kısa bir kavgadan sonra, Matthias rakibini yenmişti. Ancak, karşı tarafın öğrencileri sözlerinde durmadılar. Yeniden savaş düzeni alındı. Kar topu stoklan arttırıldı. Herkes “Hücum!” emrini bekliyordu. Nitekim birdenbire kartopu yağmuru başladı. Bu arada Martin, Johnny ve Sebastian rehineyi kurtarmanın peşindeydiler. Nitekim rakip okulun elebaşısının apartmanlarının kömürlüğünde, başında iki nöbetçi olan arkadaşlarını kurtardılar. Ancak defterler yanıp, kül olmuştu. İki nöbetçiyi bağlayıp, hızla savaş alanına döndüler.

Günlerdir yağan kar durmuş, Noel’e ise sadece bir iki gün kalmıştı. Okul müdürünün odasında, hesap veriyorlardı. Bay Bökh, öğrencilerini çok seviyordu. Onlara geçmişte yaşanmış bir hikâye anlattı:
“Bundan yirmi yıl önceydi, Dokuzuncu sınıfta cesur ve çalışkan bir öğrenci vardı. Haksızlıklar karşısında tıpkı Martin Thaler gibi öfkelenirdi. Gerekirse Matthias gibi dövüşürdü. Uli gibi evini özlerdi. Sebastian gibi aklı başında kitaplar okur, Janathan gibi bahçede saklanırdı. Bir gün bu çocuğun annesi çok hastalandı. Okuldan kaçarak annesini görmeye gitti. Dönüşte yakalandı. Dışarı çıkmama cezası aldı. Yine kaçtı, yine annesini görmeye gitti. Yine yakalandı. Bu sefer sınıf öğretmeni dört hafta dışarı çıkmama cezası verdi. Yine kaçtı, annesini görmek için. Yakalandı, bu sefer müdür tarafından oda hapsi ile cezalandırıldı. Yine kaçtı, nasıl mı, bir arkadaşı onun yerine hapis yatmayı kabul ettiği için. Arkadaşıyla arası çok iyiydi. Okul bittikten sonra da görüşmeye devam ettiler; ama arkadaşının bir kaza sonucu ailesini kaybetmesiyle ortadan kaybolması bir oldu. O gün bugündür de onu görmedi.”
Hikâyeye dönersek; “müdür, çok öfkelenmişti. Diğer çocuk her şeyi anlatınca, olayı anladı ve iş tatlıya bağlandı. Bu öğrencinin kim olduğunu biliyor musunuz!” diye sorunca, hepsi birden “Sizsiniz.” diye cevap verdiler. “Sizi gidi haylazlar, toz olun gözümün önünden1.” diyerek hepsini gönderdi.
Çocukların hepsinin sınıf öğretmenlerine olan saygı ve sevgileri bir kat daha artmıştı. Aralarında, arkadaşı için oda hapsini kabul eden kişinin kim olduğunu konuştular ve buldular: “Sigara İçmez.”

Profesör Kreuzkam’a defterlerin yakıldığını anlatmak zorunda kaldılar. Bu arada, bazı yaramazlar, küçük Uli’yi, sınıfın çöp sepetinin içine koyup, duvara asmışlardı. Profesör, hepsine cezayı verdi: “İşlenen her suçta, suç sadece o suçu işleyende değildir, suçun işlenmesini engellemeyen de suçludur.” cümlesini beşer kez yazacaklardı.
Uli, kendisine korkak ve çelimsiz denmesine sürekli kızıyordu. Son olay, iyice kafasını bozmuştu. Sepet olayından bir gün sonra, elinde şemsiye ile ikinci kattan, bahçenin karlı zeminine atladı. Herkes şok olmuştu. UH, ne kadar cesur olduğunun mesajını böyle vermişti. Neyse ki, sadece sol ayağı kırılmış, biraz da kabarga kemikleri ezilmişti o kadar. Ama, Noel’de ailesinin yanına gidemeyecekti.
Bu arada çocuklar yaptıkları bir planla Justus lakabını taktıkları öğretmenleriyle Sigara İçmez’i buluşturdular.Tahminleri doğruydu. Öğretmenin bahsettiği kayıp arkadaş, Sigara Içmez’in ta kendisiydi.
Martin, annesinden gelen mektubu okul postasından aldı. Annesi, mektupta yol parası olan sekiz lirayı gönderemediğini, babasının işsiz olduğunu, ne olursa olsun cesur ve dayanıklı olmasını, asla ağlamaması gerektiğini yazıyordu. Beş liralık da posta pulu göndermişti.
Oysa kî Martin mektubu okuduktan sonra “Benim Güzel Anneciğim” diyerek ağlıyordu.
Uli’nin bu atlayışı, Noel’de oynayacakları piyesi tehlikeye sokmuştu. Sekizinci sınıftan bir öğrenci buldular.
Akşam, Justus bütün öğrencileri toplayarak, onlara Uli’nin yaptığı şekilde cesaretin ispati an amayacağım söyledi. Ayrıca, öğrencilerden, bir akşam için kendisine izin vermelerini, bu süre zarfında da uslu olmalarını rica etti. Sigara Içmez’in piyano çaldığı barda bir bira içecekti.
Kent uzaktaydı. Yine de yürüdü. Tabelasında “Son Damlasına Kadar” yazan lokantadan İçeri girdi. “Sigara İçilmez” bil masada oturmuş kendisini bekliyordu. Kucaklaştılar. Konuşmalarının büyük bölümünü kahramanlarımız oluşturuyordu. İkisi de bu çocuklar okuldan mezun olmadan, yerlerinden ayrılmamakta kararlı olduklarını birbirlerine söylediler.
Gece yarısından sonra, kenti bir baştan geçerek döndüler. Yanlarında, yirmi yıllık hatıraları da beraber yürüyordu.
Okulun son günü idi. Çoğu öğrenci, noel İzni için bavullarını bile toplamıştı. Martin, Noel’de gidemeyeceğini hiç kimseye

söylememişti. Okulda kalmak (sadece Johnny’e serbestti, o da ailesi olmadığı için) yasaktı. Bakalım ne olacaktı?
Yine, bu akşam piyes de oynanacaktı, önceden iki prova daha yapıp iyice hazırlandılar. Sonra, hep birlikte Uli’yi ziyaret edip, ona moral verdiler.
Nihayet piyes vakti geldi. Çok güzel oynadılar. “Sigara içmez” de seyirciler arasındaydı. Sonra Justus, asıl mesleği doktorluk olan “Sigara İçmez” in, bundan böyle okul doktoru olarak görev yapacağını söyleyince, çocuklar “Hurra” diye havaya fırladılar. Çok güzel bir akşam geçirmişlerdi.
Gece, Justus ve Sigara İçmez, beraber yatakhaneleri gezerken, Martin’in bir şeyler mırıldandığını fark edip, biraz eğildiler. Uykusunda, “Ağlamak kesinlikle yasaktır.” diye sayıklıyordu.
24 Aralık günü, ortalık tam bir ana baba günü İdi. İnenler, çıkanlar, koşturanlar… Matthias, Uli’ye veda etti. Johnny, UU ile beraber kalacak diye seviniyordu. Martin ise hiç gözükmemişti.
Bütün el ayak çekilmiş, Justus son kontrol gezintisini yapıyordu. Martin’i gördü. Sıkıştırınca, Martin hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Olup biteni öğrenince, zorla ona para verip evine gitmesini söyledi. Martin’in eski keyfi yerine gelmişti. Uli’nin yanına çıkınca, anne ve babasının ziyarete gelmiş olduklarını gördü. Hepsi ile vedalaştı.
Noel akşamı, her tarafta koyu bir kış hüküm sürüyordu. Martin’in anne ve babası, camın önünden hem dışarıya bakıyor, hem de sohbet ediyorlardı. “Martın ne yapıyor acaba?” dedi, annesi. Babası da “Umarım ağlamıyor dur.” deyince, “Bana söz vermişti, ağlamayacaktı, gerçi ben de hep ağladım ya…”
Kapı çalar gibi oldu. Bir daha… Kim olabilirdi acaba? Kadın kapıyı açtı, Martin karşısındaydı. Sevinçleri görülmeye değerdi.
Martin’in kendi eliyle, öğretmenine yaptığı kartpostalın arkasına babası şunları yazdı: “Sayın Bökh, bize verdiğiniz bu canlı Noel armağanı için size sonsuz teşekkürler…”

Bu kitabı satın almak için tıklayınız.

şafak görkem çalışkan
Ekim 13th, 2009at9:07 am

süper bir kitap kitap terikler

tuğba
Kasım 17th, 2009at8:38 am

çok uzun nasıl yazacağım bir sayfayı doldurcak kadar olsaydı daha iyi olurdu

tuğba
Kasım 17th, 2009at8:39 am

kısa olsaydı daha iyi olurdu değilmi

sivasli
Aralık 7th, 2009at8:33 am

kitap güzel ama uzun

****karrriiizzzmaa****
Şubat 7th, 2010at7:36 am

ana fikri yok

didem
Şubat 13th, 2010at7:29 am

süper bişey (diğer sitelere göre) 😀

kitapkurdu
Ekim 17th, 2010at6:35 am

Kitabın özeti güzel fakat cümleler açıklayıcı değil:p

furkan
Kasım 22nd, 2010at5:58 am

yarın bu kitabı hoca bana anlattıracak daha kısası yokmu

furkan
Kasım 22nd, 2010at6:00 am

arkadaşlar ben bu kitabı yarın anlatacağım biri bana daha azını bulabilirmi? (10 cümlelik felan)

furkan
Kasım 22nd, 2010at6:02 am

arkaadşar bi cevap verin lütfenn yarın yoksa sıfır alacağım……………..:(

misafir
Kasım 23rd, 2010at11:16 am

kitabın arkasından ayrısını al gerisini aklında kalanları yaz

göktuğ
Kasım 29th, 2010at12:22 pm

ben bu kitabı okudum okulum kitap yarışmasına gircek ve beş kişi seçtile rbende varım ama kitabın anafikrini anlamadım bence sıkı dostluk

hatice
Ocak 16th, 2011at11:40 am

gerçekten çok güzel bi kitab ama birz karışık herkese tawsiye ederim

Özge
Şubat 5th, 2011at3:38 am

Arkadaşlar kusura bakmayın ama nerdeyse 180 syf kitap o yüzden kısa bir özet olamazdı :S

duygu
Şubat 12th, 2011at12:50 pm

bence çok güzel ama çok uzun

mehmet
Şubat 22nd, 2011at9:02 am

güzel biraz kısa olsaydı daha iyi olurdu ama

mehmet
Şubat 22nd, 2011at9:05 am

pek anlayamadımm

tuğçe
Mart 13th, 2011at3:30 am

kitap çok güzelllllllll aslında bir bakımdan ana fikri ‘yardımlaşmak önemlidir’ olabilir…
bunu ancak çok kitap okuyanlar bilir…
sevgilerle………………………………….

deniz
Mart 24th, 2011at12:29 pm

kitabı okudum.kitap da güzel özet de…

Nur
Nisan 15th, 2011at12:57 pm

Bnce Gzl Ama Acaypp Uzn Ama Snav İçn İsime Yrıcakk…

demi
Nisan 20th, 2011at7:51 am

bnce bu gayet iiyi

sedat
Mayıs 5th, 2011at10:36 am

selam arkadaşlar anafikrini bilen varmı kitabın acil bu yarım saat içinde lütfen bulana ve yazana çok teşektür ediyorum

ÖlenKız
Mayıs 14th, 2011at6:11 am

Ana Fikrini Bulun Bana

alparslan
Mayıs 27th, 2011at1:12 am

süpppppppppper bir kitap herkese tavsıye ederım herkese ıyı gunler bb.

selen
Ekim 19th, 2011at9:47 am

lütfen acil ana fikir

bennn
Ekim 30th, 2011at12:22 pm

bencede çook güzel bir kitap.

martin
Kasım 13th, 2011at8:09 am

Bir gün rakip okulun öğrencileri, bir öğretmenin oğlunu rehin almışlar, ayrıca birçok öğrencinin defterlerine de el koymuşlardı. Yine bir savaş zamanı gelmişti. Savaş sloganları “Çelik Birlik” idi. Önce bir elçi göndermeyi kararlaştırdılar. Elçi Sebastian, rakip okulun elebaşının evine gitti. Arkadaşlarının serbest bırakılması ve defterlerinin geri verilmesi taleplerini iletti. Kabul e-dilmedi. Gruplar savaş düzeni aldılar. Tam kavga başlayacaktı ki “Sigara İçmez” ortaya çıktı ve böyle kavga ederlerse polisin ve okul idarelerinin her şeyden haberdar olacağını ve başlarının belaya gireceğini söyledi. Önerisi, her okuldan birer kişinin yumruklu düello etmesi, yenilenin yenenin şartlarına uyması İdi. İki taraf da bunu kabul etti.
Karşı tarafın kavgacısı Wawerka, bu tarafınki ise Matthias i-di. Kısa bir kavgadan sonra, Matthias rakibini yenmişti. Ancak, karşı tarafın öğrencileri sözlerinde durmadılar. Yeniden savaş düzeni alındı. Kar topu stoklan arttırıldı. Herkes “Hücum!” emrini bekliyordu. Nitekim birdenbire kartopu yağmuru başladı. Bu arada Martin, Johnny ve Sebastian rehineyi kurtarmanın peşindeydiler. Nitekim rakip okulun elebaşısının apartmanlarının kömürlüğünde, başında iki nöbetçi olan arkadaşlarını kurtardılar. Ancak defterler yanıp, kül olmuştu. İki nöbetçiyi bağlayıp, hızla savaş alanına döndüler.Günlerdir yağan kar durmuş, Noel’e ise sadece bir iki gün kalmıştı. Okul müdürünün odasında, hesap veriyorlardı. Bay Bökh, öğrencilerini çok seviyordu. Onlara geçmişte yaşanmış bir hikâye anlattı:
“Bundan yirmi yıl önceydi, Dokuzuncu sınıfta cesur ve çalışkan bir öğrenci vardı. Haksızlıklar karşısında tıpkı Martin Thaler gibi öfkelenirdi. Gerekirse Matthias gibi dövüşürdü. Uli gibi evini özlerdi. Sebastian gibi aklı başında kitaplar okur, Janathan gibi bahçede saklanırdı. Bir gün bu çocuğun annesi çok hastalandı. Okuldan kaçarak annesini görmeye gitti. Dönüşte yakalandı. Dışarı çıkmama cezası aldı. Yine kaçtı, yine annesini görmeye gitti. Yine yakalandı. Bu sefer sınıf öğretmeni dört hafta dışarı çıkmama cezası verdi. Yine kaçtı, annesini görmek için. Yakalandı, bu sefer müdür tarafından oda hapsi ile cezalandırıldı. Yine kaçtı, nasıl mı, bir arkadaşı onun yerine hapis yatmayı kabul ettiği için. Arkadaşıyla arası çok iyiydi. Okul bittikten sonra da görüşmeye devam ettiler; ama arkadaşının bir kaza sonucu ailesini kaybetmesiyle ortadan kaybolması bir oldu. O gün bugündür de onu görmedi.”
Hikâyeye dönersek; “müdür, çok öfkelenmişti. Diğer çocuk her şeyi anlatınca, olayı anladı ve iş tatlıya bağlandı. Bu öğrencinin kim olduğunu biliyor musunuz!” diye sorunca, hepsi birden “Sizsiniz.” diye cevap verdiler. “Sizi gidi haylazlar, toz olun gözümün önünden1.” diyerek hepsini gönderdi.
Çocukların hepsinin sınıf öğretmenlerine olan saygı ve sevgileri bir kat daha artmıştı. Aralarında, arkadaşı için oda hapsini kabul eden kişinin kim olduğunu konuştular ve buldular: “Sigara İçmez.” BU HİKAYE İÇİN EN KISA ÖZET BU ARKİLER BUNU YAZMAK İÇİN 1 GÜNÜMÜ HARCADIM SİZİN İÇİN DÜŞÜNÜN YANİ

martin
Kasım 13th, 2011at8:11 am

BU hikayeden şunu çıkardık: çocukların yaramaz olmasına rağmen dürüst ve temizdiler bunu ancak aynı sıralardan geçenler anlayablirlerdi

martin
Kasım 13th, 2011at8:13 am

BU hikayeden şunu çıkardık: her zaman dürüst ve akıllı olmalıyız

martin
Kasım 13th, 2011at8:15 am

Erich Kästner, çocuklar için de, büyükler için de yazan Almanya’nın ünlü yazarlarından biri. Uçan Sınıf’ın kahramanları, yatılı bir okulun çocukları. Yılbaşına az bir zaman kalmıştır. Çocuklar, Uçan Sınıf adında bir oyun hazırlamaya karar verirler. Ne var ki çalışmaları yarım kalır. Çünkü bir başka okulun öğrencileri, hem oyunda rol alan oyunculardan birini, hem de çocukların alıştırma kitaplarını kaçırmışlardır. Kästner’in ‘Yazdığım en iyi kitap’ dediği Uçan Sınıf, ince bir hüzün ve bolca mizahla kaleme alınmış bir başyapıt. Bu kitapta yazar, çocuklar arasındaki dayanışmanın, sıkı bir arkadaşlığın gücüyle yaşamın zorluklarını alt etmenin güzel bir örneğini veriyor.
Bu kitabı tamemen okumanız dileği ile ….

Kitabın Özeti:
Yer yatılı bir lisedir. Kahramanlarımız edebiyat meraklısı Johnny Trotz, sınıf birincisi Martin Thaler ve karnı her zaman aç olan Matthias Selbmann, Fridolin, Uli ve daha birçokları… Kah­ramanlarımızdan Matthias ne kadar iri ise, Uli de o kadar ufak tefekti… Her an bir şamata, her an bir gırgır yapmak için fırsat kollayanlar çoğunlukta olduğundan, gülmek ve kendine gül-dürtmemek için sürekli dikkat göstermek gerektiğinin bilincinde (!) olan öğrencilerin çokluğundan; kavgasız, şamatasız, gürültüsüz nerede ise bir dakika bile geçtiği görülmemiştir. Hemen her okulda olduğu gibi, üst sınıflar İle alt sınıflar arasındaki çekişmelerden doğan kavgalar ve hır-gürler de İşin cabası…
Kavgalar, sadece alt ve üst sınıflar arasında olarak sınırlı değildi. Ayrıca, diğer okulların öğrencileri ile de sık sık yapılırdı.
Kısacası diyebiliriz ki, “Uçan Sınıf, Almanya’da bir okulun
“Hababam Sımfı”dır.
Kahramanlarımız, Noel kutlamaları için spor salonunda sergilenecek olan, Johnny’nin yazdığı “Uçan Sınıf İsimli oyun için hazırlanıyorlardı. Oyun, beş perdeden oluşuyor ve deyim yerindeyse ileriye yönelik bir kehanete dayanıyordu. Belki de ileride uygulanacak bir Öğretim yöntemini vurguluyordu. İlk perdede, bir lise öğretmeni coğrafya dersini yerinde işlemek için bütün sınıfla birlikte uçakla yola çıkıyordu… İkinci perdede uçak Vezüv Yanardağları’ndaki kraterlerin kenarına iniyordu… Üçüncü perdede sınıf, Gize’deki piramitlerin yakınına iniyordu… Dördüncü perdede “Uçan Sınıf Kuzey Kutbu’na iniyordu. Öğretmenlerinin yaptığı bir yanlışlık sonucu uçağın irtifa dümeni bozulduğu için, beşinci ve son perdede göğe çıkıyorlardı. Gökte Petrus
onları bekliyordu… Petrus büyülü formülü söylüyor ve yere iniyorlardı…
Tabiî her perdede, yapılan gösteriler bununla sınırlı değildi. Örneğin, üçüncü perdede, kahramanlarımız gazetelere uydudan fotoğraflar gönderiyorlardı.
J.
Kahramanlarımızın sık sık ziyaret ettikleri “Sigara İçmez” ismini taktıkları bir adam vardı. Sigarayı da fosur fosur içerdi. Alman Demiryolları’ndan satın aldığı bir vagonda yaşıyordu. Vagonun kapısında “Sigara İçilmez” levhası olduğu gibi durduğu için, bu ismi takmışlardı. Çocuklar bu adamı en az öğretmenleri kadar seviyorlardı.
Bir gün rakip okulun öğrencileri, bir öğretmenin oğlunu rehin almışlar, ayrıca birçok öğrencinin defterlerine de el koymuşlardı. Yine bir savaş zamanı gelmişti. Savaş sloganları “Çelik Birlik” idi. Önce bir elçi göndermeyi kararlaştırdılar. Elçi Sebastian, rakip okulun elebaşının evine gitti. Arkadaşlarının serbest bırakılması ve defterlerinin geri verilmesi taleplerini iletti. Kabul e-dilmedi. Gruplar savaş düzeni aldılar. Tam kavga başlayacaktı ki “Sigara İçmez” ortaya çıktı ve böyle kavga ederlerse polisin ve okul idarelerinin her şeyden haberdar olacağını ve başlarının belaya gireceğini söyledi. Önerisi, her okuldan birer kişinin yumruklu düello etmesi, yenilenin yenenin şartlarına uyması İdi. İki taraf da bunu kabul etti.
Karşı tarafın kavgacısı Wawerka, bu tarafınki ise Matthias i-di. Kısa bir kavgadan sonra, Matthias rakibini yenmişti. Ancak, karşı tarafın öğrencileri sözlerinde durmadılar. Yeniden savaş düzeni alındı. Kar topu stoklan arttırıldı. Herkes “Hücum!” emrini bekliyordu. Nitekim birdenbire kartopu yağmuru başladı. Bu arada Martin, Johnny ve Sebastian rehineyi kurtarmanın peşindeydiler. Nitekim rakip okulun elebaşısının apartmanlarının kömürlüğünde, başında iki nöbetçi olan arkadaşlarını kurtardılar. Ancak defterler yanıp, kül olmuştu. İki nöbetçiyi bağlayıp, hızla savaş alanına döndüler.
Günlerdir yağan kar durmuş, Noel’e ise sadece bir iki gün kalmıştı. Okul müdürünün odasında, hesap veriyorlardı. Bay Bökh, öğrencilerini çok seviyordu. Onlara geçmişte yaşanmış bir hikâye anlattı:
“Bundan yirmi yıl önceydi, Dokuzuncu sınıfta cesur ve çalışkan bir öğrenci vardı. Haksızlıklar karşısında tıpkı Martin Thaler gibi öfkelenirdi. Gerekirse Matthias gibi dövüşürdü. Uli gibi evini özlerdi. Sebastian gibi aklı başında kitaplar okur, Janathan gibi bahçede saklanırdı. Bir gün bu çocuğun annesi çok hastalandı. Okuldan kaçarak annesini görmeye gitti. Dönüşte yakalandı. Dışarı çıkmama cezası aldı. Yine kaçtı, yine annesini görmeye gitti. Yine yakalandı. Bu sefer sınıf öğretmeni dört hafta dışarı çıkmama cezası verdi. Yine kaçtı, annesini görmek için. Yakalandı, bu sefer müdür tarafından oda hapsi ile cezalandırıldı. Yine kaçtı, nasıl mı, bir arkadaşı onun yerine hapis yatmayı kabul ettiği için. Arkadaşıyla arası çok iyiydi. Okul bittikten sonra da görüşmeye devam ettiler; ama arkadaşının bir kaza sonucu ailesini kaybetmesiyle ortadan kaybolması bir oldu. O gün bugündür de onu görmedi.”
Hikâyeye dönersek; “müdür, çok öfkelenmişti. Diğer çocuk her şeyi anlatınca, olayı anladı ve iş tatlıya bağlandı. Bu öğrencinin kim olduğunu biliyor musunuz!” diye sorunca, hepsi birden “Sizsiniz.” diye cevap verdiler. “Sizi gidi haylazlar, toz olun gözümün önünden1.” diyerek hepsini gönderdi.
Çocukların hepsinin sınıf öğretmenlerine olan saygı ve sevgileri bir kat daha artmıştı. Aralarında, arkadaşı için oda hapsini kabul eden kişinin kim olduğunu konuştular ve buldular: “Sigara İçmez.”
Profesör Kreuzkam’a defterlerin yakıldığını anlatmak zorunda kaldılar. Bu arada, bazı yaramazlar, küçük Uli’yi, sınıfın çöp sepetinin içine koyup, duvara asmışlardı. Profesör, hepsine cezayı verdi: “İşlenen her suçta, suç sadece o suçu işleyende değildir, suçun işlenmesini engellemeyen de suçludur.” cümlesini beşer kez yazacaklardı.
Uli, kendisine korkak ve çelimsiz denmesine sürekli kızıyordu. Son olay, iyice kafasını bozmuştu. Sepet olayından bir gün sonra, elinde şemsiye ile ikinci kattan, bahçenin karlı zeminine atladı. Herkes şok olmuştu. UH, ne kadar cesur olduğunun mesajını böyle vermişti. Neyse ki, sadece sol ayağı kırılmış, biraz da kabarga kemikleri ezilmişti o kadar. Ama, Noel’de ailesinin yanına gidemeyecekti.
Bu arada çocuklar yaptıkları bir planla Justus lakabını taktıkları öğretmenleriyle Sigara İçmez’i buluşturdular.Tahminleri doğruydu. Öğretmenin bahsettiği kayıp arkadaş, Sigara Içmez’in ta kendisiydi.
Martin, annesinden gelen mektubu okul postasından aldı. Annesi, mektupta yol parası olan sekiz lirayı gönderemediğini, babasının işsiz olduğunu, ne olursa olsun cesur ve dayanıklı olmasını, asla ağlamaması gerektiğini yazıyordu. Beş liralık da posta pulu göndermişti.
Oysa kî Martin mektubu okuduktan sonra “Benim Güzel Anneciğim” diyerek ağlıyordu.
Uli’nin bu atlayışı, Noel’de oynayacakları piyesi tehlikeye sokmuştu. Sekizinci sınıftan bir öğrenci buldular.
Akşam, Justus bütün öğrencileri toplayarak, onlara Uli’nin yaptığı şekilde cesaretin ispati an amayacağım söyledi. Ayrıca, öğrencilerden, bir akşam için kendisine izin vermelerini, bu süre zarfında da uslu olmalarını rica etti. Sigara Içmez’in piyano çaldığı barda bir bira içecekti.
Kent uzaktaydı. Yine de yürüdü. Tabelasında “Son Damlasına Kadar” yazan lokantadan İçeri girdi. “Sigara İçilmez” bil masada oturmuş kendisini bekliyordu. Kucaklaştılar. Konuşmalarının büyük bölümünü kahramanlarımız oluşturuyordu. İkisi de bu çocuklar okuldan mezun olmadan, yerlerinden ayrılmamakta kararlı olduklarını birbirlerine söylediler.
Gece yarısından sonra, kenti bir baştan geçerek döndüler. Yanlarında, yirmi yıllık hatıraları da beraber yürüyordu.
Okulun son günü idi. Çoğu öğrenci, noel İzni için bavullarını bile toplamıştı. Martin, Noel’de gidemeyeceğini hiç kimseye
söylememişti. Okulda kalmak (sadece Johnny’e serbestti, o da ailesi olmadığı için) yasaktı. Bakalım ne olacaktı?
Yine, bu akşam piyes de oynanacaktı, önceden iki prova daha yapıp iyice hazırlandılar. Sonra, hep birlikte Uli’yi ziyaret edip, ona moral verdiler.
Nihayet piyes vakti geldi. Çok güzel oynadılar. “Sigara içmez” de seyirciler arasındaydı. Sonra Justus, asıl mesleği doktorluk olan “Sigara İçmez” in, bundan böyle okul doktoru olarak görev yapacağını söyleyince, çocuklar “Hurra” diye havaya fırladılar. Çok güzel bir akşam geçirmişlerdi.
Gece, Justus ve Sigara İçmez, beraber yatakhaneleri gezerken, Martin’in bir şeyler mırıldandığını fark edip, biraz eğildiler. Uykusunda, “Ağlamak kesinlikle yasaktır.” diye sayıklıyordu.
24 Aralık günü, ortalık tam bir ana baba günü İdi. İnenler, çıkanlar, koşturanlar… Matthias, Uli’ye veda etti. Johnny, UU ile beraber kalacak diye seviniyordu. Martin ise hiç gözükmemişti.
Bütün el ayak çekilmiş, Justus son kontrol gezintisini yapıyordu. Martin’i gördü. Sıkıştırınca, Martin hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Olup biteni öğrenince, zorla ona para verip evine gitmesini söyledi. Martin’in eski keyfi yerine gelmişti. Uli’nin yanına çıkınca, anne ve babasının ziyarete gelmiş olduklarını gördü. Hepsi ile vedalaştı.
Noel akşamı, her tarafta koyu bir kış hüküm sürüyordu. Martin’in anne ve babası, camın önünden hem dışarıya bakıyor, hem de sohbet ediyorlardı. “Martın ne yapıyor acaba?” dedi, annesi. Babası da “Umarım ağlamıyor dur.” deyince, “Bana söz vermişti, ağlamayacaktı, gerçi ben de hep ağladım ya…”
Kapı çalar gibi oldu. Bir daha… Kim olabilirdi acaba? Kadın kapıyı açtı, Martin karşısındaydı. Sevinçleri görülmeye değerdi.
Martin’in kendi eliyle, öğretmenine yaptığı kartpostalın arkasına babası şunları yazdı: “Sayın Bökh, bize verdiğiniz bu canlı Noel armağanı için size sonsuz teşekkürler…” BUDA HİKAYENİN UZUN ÖZETİ SİZE KOLAY GELSİN BU ARADA BEN 25 YAŞINDAYIM ÇOCUKLAR

martin
Kasım 13th, 2011at8:16 am

BU ARADA BASKA SORUSU OLAN YAZABİLİR BEN HEP BURALARDAYIM BUNU SAKIN UNUTMAYIN ;D

ferda
Kasım 22nd, 2011at8:31 am

ççok güzel bir kitap özeti

ali
Kasım 27th, 2011at12:28 pm

sen malsın

asya
Aralık 26th, 2011at9:38 am

ya emn değilim ama anafikri martin için ümidimizi kaybetmemek uli için ise kendine güvenmek olabilir ama ltfn kahramanları yazın bana ne olur

DE GETT ULEE
Ocak 3rd, 2012at11:47 am

la olmm bana ana fikir(düşünce lazım) loooooo

çiğdem
Ocak 5th, 2012at11:07 am

evet canım

ASUMAN
Ocak 9th, 2012at5:33 am

yha biraz daha kısası yok mu 🙁

looool
Ocak 15th, 2012at1:01 pm

bir sınıf varmış o sınıfta sabahçı olan kreuzkamm ve yapılacak tiyatronun planları bulunan defter kaçırılmış.. iki sınıf arasında kavga başlamış. her iki sınıfıın liderleri kapışmış. kaçırılan öğrencininsınıfı yenmiş ama rakip sınıf kreuzkamm ı vermemiş. bunun üzerine iki sınıftan da iki kişi seçilmiş ve yine kapışmışlar ve yine kaçırılan öğrencinin tarafı yenmiş ama yine serbest bırakılmamış.sonra iki tarafta birbirlerine kartopu atmaya başlamış. martin ve matthias gizlice kreuzkamm ın saklandığı bodruma gitmişler orada birkaçkişinin kreuzkamm ın yanında bekçi olduğunu ve her 10 dk de bir 6 tokat attığını görmüşler ve içeri dalıp kreuzkamm ı kurtarmışlar. kreuzkamm a defterin nerde olduğunu sormuşlar.yakıldığını söylemiş.gerisini okumadım.

yaren
Şubat 11th, 2012at2:42 pm

bencede çok uzun olmuş ama yinede çok güzeldi

DiLannur
Şubat 13th, 2012at8:01 am

Sende azcık kısalt bazı cümleleri yazma 😀

DiLannur
Şubat 13th, 2012at8:01 am

Tuğba Tm mı? 😀

dilara
Şubat 25th, 2012at6:03 am

toplam kaç sayfa tutuyor en az 3 aen fazla da 5 sayfa olabilirde

dilara
Şubat 25th, 2012at6:10 am

acill soruma cvp verlirse çok svnrim ödev çünkü

not important
Mayıs 16th, 2012at9:51 am

aslında verdiği bir ders olmayan herkesin kendince birşeyler aldığı süper bir kitap özet için çok teşekkürler benden size 10/10

abdurrezzak bincabbbar
Şubat 17th, 2013at6:15 am

hiç güzel değil karddeşim benim yarın özet yetiştirmmem gerikiyo boklar

gizem
Mart 11th, 2013at11:39 am

ama çok uzuz bu çok uzun sürer kitabın yarısı gibi

merve
Mart 31st, 2013at9:40 am

çok uzun

ruken
Nisan 6th, 2013at12:02 pm

ben bu kitabın tamamını okumuştum çok gzl bir hikaye başını okudunmu sonunu mrk ediyosun .hiç sıkılmadım bu hikayeden çok başarılı bir eser gerçekten.

aleyna
Nisan 14th, 2013at6:05 am

ya iyi güzelde karışık cümleler var pazartesi günü yarın bu kitaptan yazılı olacağız bizim hocada takıntılı kitabun ortalarından soru soruyor çok uzun özeti kısa olsaydı ve öz olsaydı çok iyi olurdu ama ginede emeği geçenlere teşekkürler 🙂 🙂

Hakan
Nisan 24th, 2013at12:22 am

Sürükleyci bir kitap çook beyendim.

gökçen
Mayıs 20th, 2013at1:22 am

bence güzel ben bunu türkçe performansa kulancam açıklayıcı oldu gayet hoşuma gitti en azından hikaye bulamıyırdum daha iyi değilmi 🙂

Yağmur
Şubat 9th, 2014at5:57 am

Kitabın daha kısa bir özeti olamaz çünkü kitabın sayfa sayısı fazla

Yağmur
Şubat 9th, 2014at6:02 am

Kitabın ana fikri :zorluklar ve engeller hayatımızın her alanında karşımıza çıkabilir ,en basit bir seyde bile..ama önemli olan kendimize ve dostluğumuza sahip çıkmak,umut etmek,hayal gücünün elini bırakmamak …

isimsiz
Şubat 10th, 2014at5:57 am

very longggg

isimsiz
Şubat 10th, 2014at5:57 am

çok uzunn

karali
Mayıs 25th, 2014at2:50 am

çalışın o zaman he bide ciddi çok uzun

Yorumunuzu bırakın